Diplomasi Masasında Barut Kokusu: 21 Saatlik Maraton
2026 yılı, insanlığın barış hayallerinin üzerine çöken devasa bir toz bulutuyla başladı. Trump yönetiminin “savaşları bitirme” vaadi, önce Venezuela operasyonları, ardından da İran’a yönelik eşi benzeri görülmemiş bir askeri müdahaleyle bambaşka bir boyuta evrildi. Bugün geldiğimiz noktada, sadece diplomasi değil, bölgenin tüm ekosistemi ve dengeleri bıçak sırtında. ABD ve İsrail’in başlattığı bu devasa çatışma, küresel siyasetin oksijenini tüketmiş durumda. 8 Nisan’da sağlanan kırılgan ateşkesin ardından İslamabad’da kurulan masa, aslında bir barış platformu olmaktan çok, karşılıklı restleşmelerin arenasına dönüştü.
Görüşmelerin perde arkasında yaşananlar tam bir aksiyon filmi gerilimindeydi. 21 saat süren müzakerelerde ne Hürmüz Boğazı’nın geleceği ne de nükleer uranyum stoklarının akıbeti bir karara bağlanabildi. Masadaki atmosferi en iyi anlatan detay ise ABD Başkan Yardımcısı JD Vance’in tutumuydu. Vance, görüşme esnasında tam 12 kez doğrudan Donald Trump’ı, bir kez de Binyamin Netanyahu’yu arayarak adeta sahadaki her hamleyi canlı yayında onaylattı. Bu, diplomasinin değil, stratejik bir güç gösterisinin zirve noktasıydı.
270 Milyar Dolarlık Enkaz Faturası
Tahran yönetimi, harabeye dönen sivil yerleşimleri, yerle bir edilen sanayi bölgelerini ve Minab’daki bir okul saldırısında hayatını kaybeden masum çocukların haklarını içeren devasa bir fatura çıkardı. İran Hükümet Sözcüsü Fatma Muhacerani, ilk belirlemelere göre tazminat miktarının 270 milyar dolar olduğunu ilan etti. Bu rakam, sadece bir tazminat talebi değil, ABD’nin küresel finans sistemine vurulmuş bir balyoz etkisi yaratıyor. İran, bu bedeli sadece doğrudan saldırganlardan değil, lojistik destek sağlayan bölge komşularından da talep ederek gerilimi daha geniş bir coğrafyaya yaydı.
Nükleer Kırmızı Çizgi ve Çıkmaz Sokak
Peki, Washington bu devasa faturayı öder mi? Uzmanlara göre bu ihtimal sıfıra yakın. Emekli Büyükelçi Uluç Özülker, Trump’ın bu konudaki tavrının “Siz direnmeseydiniz bunlar yaşanmazdı” şeklinde bir suçlama üzerine kurulu olduğunu belirtiyor. Öte yandan Prof. Dr. Kamer Kasım, meselenin bir paket pazarlık olduğunu vurguluyor. ABD, İran’ın nükleer programını 20 yıl boyunca dondurmasını isterken, Tahran bu süreyi 10 yılın altına çekmeye çalışıyor. Eğer nükleer konuda bir takvim oluşturulamazsa, sağlanan bu geçici sessizlik yerini çok daha büyük bir patlamaya bırakabilir.
Gelecek Ne Getirecek?
Geçmişteki nükleer müzakerelerin on yıla yakın sürdüğü hatırlandığında, 21 saatte mucize beklemek hayalcilik olur. Ancak bu kez durum farklı; bölge fiziksel olarak yanıyor ve ekonomik çarklar durma noktasında. Eğer bu diplomatik kördüğüm çözülmezse, Türkiye dahil tüm çevre ülkeler bu devasa enkazın ve ekonomik türbülansın etkilerini iliklerine kadar hissedecek. Savaşın maliyeti sadece para ile değil, bölgenin geleceğiyle ödeniyor.






