MENÜ
19 Haziran 2026 Cuma
DOLAR 46,4424 ▼ %0,04
EURO 53,2860 ▲ %0,01
ALTIN 6.240,94 ▼ %0,73

Kızıldeniz’de Husiler Tehdidi: Dünya Ticaretini Bekleyen Yeni Kriz?

Kızıldeniz’in Kırılgan Dengesi ve Husilerin Gölgesi

Küresel ticaretin can damarlarından biri olan Kızıldeniz ve çevresi, Yemenli militan grup Husilerin artan tehditleriyle bir kez daha diken üstünde. ABD ve Orta Doğu’daki müttefikleri, İran tarafından silahlandırıldığı ve finanse edildiği belirtilen bu grubu yakından izliyor. Husilerin geçmişte Kızıldeniz’deki gemi trafiğini yaklaşık iki yıl boyunca felç ederek küresel ekonomiye vurduğu darbe, hafızalarda tazeliğini korurken, son dönemdeki tehditkâr açıklamalar bölgedeki tansiyonun alarm verici düzeyde yükseldiğine işaret ediyor.

Uluslararası gözlemciler, Husilerin henüz doğrudan bir saldırıya girişmemiş olsa da, İran için stratejik bir güç çarpanı olduğuna dikkat çekiyor. İran’ın küresel ekonomiyi daha da baskı altına alma ya da bölgesel hedeflerini genişletme kararı alması durumunda, Husilerin devreye girmesi Ortadoğu’daki dengeleri kökten sarsabilir. Bu gergin senaryoda Suudi Arabistan ve Cibuti’deki ABD üslerinin bile doğrudan risk altına girebileceği değerlendiriliyor. New America düşünce kuruluşundan Yemen ve Körfez konuları araştırmacısı Adam Baron’un Wall Street Journal’da yer alan çarpıcı değerlendirmeleri, olası bir Husi müdahalesinin sonuçlarının ne denli geniş kapsamlı olabileceğini ortaya koyuyor: “Husiler çatışmaya dahil olursa, riskler gerçekten artar. Bu durum Süveyş Kanalı’nı ve Mısır’ı işin içine çeker, Suudi Arabistan’ı ise daha da fazla dahil eder.” Bu sözler, yaşanabilecek bir tırmanışın domino etkisiyle bölgedeki birçok ülkeyi ve küresel ekonomiyi derinden etkileyebileceğinin bir göstergesi.

Direniş Ekseni: İran’ın Bölgesel Etki Ağı

İran’ın uzun yıllardır Orta Doğu’da caydırıcılık sağlamak ve güç projeksiyonu yapmak amacıyla bazı grupları desteklediği bilinen bir gerçek. Lübnan’daki Hizbullah ve Irak’taki İran yanlısı gruplar, son dönemde İsrail ve ABD hedeflerine yönelik saldırılarıyla dikkat çekiyor. Bu yapıların oluşturduğu geniş ağ, Tahran’ın bölgedeki stratejik derinliğini simgeleyen ‘direniş ekseni’ olarak tanımlanıyor. Husiler de bu eksenin önemli bir parçası. Geçmişte küçümsenen yerel bir yapıdan, Yemen iç savaşında başkent Sana dahil birçok kritik bölgeyi kontrol altına alarak bölgesel bir güç unsuruna dönüştüler. Bu dönüşüm, onların sadece yerel bir aktör olmaktan çıkıp, uluslararası arenada hesap edilmesi gereken bir denge unsuru haline geldiğini gösteriyor. Wall Street Journal’a konuşan üst düzey Husi yetkilisi Muhammed el-Bukhaiti’nin geçen hafta yaptığı, “Parmaklarımız tetikte. Yemen’in çatışmaya katılması sadece zaman meselesi” açıklaması, grubun niyetinin ne kadar ciddi olduğunu ortaya koyuyor.

Kızıldeniz ve Süveyş Kanalı’nın Küresel Ekonomik Önemi

Gazze’deki savaş süreciyle birlikte Husilerin gerçekleştirdiği insansız hava aracı ve füze saldırıları, Kızıldeniz ile Süveyş Kanalı üzerinden yapılan deniz ticaretini neredeyse durma noktasına getirdi. Bu kritik gelişme, uluslararası nakliye şirketlerini Afrika’nın güneyinden dolaşmak gibi çok daha uzun ve maliyetli bir rotaya yönlendirdi. Bu durum, taşımacılık sürelerini ciddi ölçüde uzatarak küresel tedarik zincirlerinde aksaklıklara ve nihayetinde tüketicilere yansıyan fiyat artışlarına neden oldu. Husilerin sadece ticari gemileri değil, aynı zamanda İsrail’i de hedef aldığı saldırılar, bölgedeki gerilimin boyutlarını daha da derinleştirdi. İran ile mevcut çatışmadan önce ABD’nin Husilere karşı başlattığı askeri hamleler, bugünkü gerilimin bir ön provası niteliğindeydi. Yaklaşık iki ay süren çatışmaların ardından taraflar arasında sınırlı bir ateşkes sağlansa da, ABD güçleri bu süreçte yoğun insansız hava aracı ve füze saldırılarına maruz kalmıştı. Resmi olarak ateşkes ilan edilse de Husilerin Kızıldeniz’de İsrail ve ticari gemilere yönelik saldırıları bir süre daha devam etti. Grup, Trump yönetiminin Gazze’de ateşkes anlaşmasına aracılık etmesinin ardından saldırılarını durdurmuş olsa da, nakliye şirketlerinin bölgeye yönelik endişeleri hâlâ devam ediyor, bu da belirsizliğin ne kadar derin olduğunu gösteriyor.

Hürmüz Boğazı’ndan Babülmendep’e: Yeni Darboğazlar ve Alternatifler

İran’ın Hint Okyanusu’na açılan kritik Hürmüz Boğazı’nı kontrol ederek Basra Körfezi’ndeki petrol akışını engelleme potansiyeli, küresel enerji güvenliği açısından alternatif hatların önemini artırıyor. Bu noktada Suudi Arabistan’ın ham petrolü Kızıldeniz kıyısındaki Yanbu Limanı’na yönlendiren boru hatları öne çıkıyor. Ancak bu alternatif rota da risklerden muaf değil. Petrol sevkiyatı, Kızıldeniz’i Aden Körfezi’ne bağlayan ve Husi kontrolündeki uzun kıyı şeridinden geçen stratejik Babülmendep Boğazı’ndan geçmek zorunda kalıyor. Adam Baron, bu stratejik noktaya dikkat çekerek, “Son derece kullanışlı alanlara sahipler. Eğer İran iseniz ve amacınız önemli bir deniz taşımacılığı ağını kapatarak baskı kurmaksa, Husiler bunu yapmanın en kolay yolu” ifadelerini kullanıyor. Bu durum, küresel ekonominin ne kadar kırılgan bir denge üzerinde durduğunu ve bölgesel aktörlerin eylemlerinin dünya çapında nasıl yankılandığını gözler önüne seriyor.

Suudi Arabistan’ın Temkinli Duruşu ve Diplomatik Çabalar

Suudi yetkililer, 2022 yılında Husilerle yapılan anlaşma kapsamında grubun Suudi topraklarına veya gemilerine saldırmama taahhüdünde bulunduğunu belirtiyor. Yemen iç savaşında aktif rol alan Riyad yönetimi, daha sonra geri çekilerek gerilimi azaltmaya yönelik bir uzlaşı sürecine girmişti. Wall Street Journal’a konuşan ve adı açıklanmayan bir ABD yetkilisi, Suudi Arabistan’ın Husileri mevcut çatışmanın dışında tutmak için yoğun diplomatik çabalarını sürdürdüğünü ifade etti. Aynı yetkili, ABD ve İsrail’in de Husileri doğrudan çatışmaya çekecek provokasyonlardan kaçınmaya çalıştığını vurguladı. Bu durum, bölgedeki aktörlerin olası bir tırmanışın maliyetinin farkında olduğunu ve çatışmayı diplomatik yollarla sınırlı tutmaya çalıştığını gösteriyor. Ancak sahada tırmanan gerilim, bu çabaların ne kadar başarılı olabileceği konusunda soru işaretleri yaratıyor.

Husilerin Karar Dinamikleri ve Olası Senaryolar

Her ne kadar İran tarafından desteklendikleri bilinse de, Husilerin tamamen Tahran’ın kontrolünde hareket etmediği yönünde değerlendirmeler de bulunuyor. Bu noktada grubun kendi iç kamuoyu ve bölgesel algıları da kararlarında etkili olduğu belirtiliyor. ABD Dışişleri Bakanlığı’nda Orta Doğu’dan sorumlu üst düzey görevlerde bulunmuş Barbara Leaf’e göre, Husiler için en büyük risk, İran’ın savaşlarının bir parçası olarak görülmek ve bunun Yemen halkı üzerindeki maliyetinin artması. Bölgede benzer bir durumun örneği Lübnan’da yaşandı. Hizbullah’ın İran’a destek amacıyla savaşa dahil olması, İsrail’in yoğun hava saldırılarına ve geniş çaplı kara operasyonlarına yol açarak Lübnan halkına büyük bir bedel ödetmişti. Irak’ta da benzer şekilde gerilim yeniden tırmandı; ABD’nin İran yanlısı milislere yönelik saldırıları ve buna karşılık yapılan füze saldırıları ülkeyi yeniden bir çatışma alanına çevirdi. Bu örnekler, Husilerin alacağı bir kararın Yemen halkı üzerindeki potansiyel yıkıcı etkilerini gözler önüne seriyor.

Geçtiğimiz yıl ABD’nin Husilere yönelik saldırıları, grubun askeri altyapısına ciddi zarar vermiş ve çok sayıda üst düzey militanın ölümüne yol açmıştı. Ancak uzmanlar, grubun tamamen etkisiz hale getirilmediğine dikkat çekiyor. Husilerin lideri Abdülmalik el-Husi’nin Mart ayı başlarında yaptığı açıklamada, İran’ın yanında olduklarını belirterek, gerektiğinde çatışmayı tırmandırmaya hazır olduklarını ifade etmesi, durumun ciddiyetini artırıyor. ABD merkezli Orta Doğu güvenlik danışmanlık şirketi Basha Report’un kurucusu Muhammed el-Beşa, “Husilerin hâlâ İran liderliğindeki Direniş Ekseni Ortak Komutanlığı’ndan talimat beklediği konusunda geniş bir görüş birliği var” diyor ve ekliyor: “Bir görüşe göre, kasıtlı olarak harekete geçmeyi geciktiriyorlar; bu seçeneği ya kendi çıkarlarını ilerletecek bir nakavt kozu olarak ya da gelecekteki müzakerelerde bir kaldıraç kaynağı olarak son ana saklıyorlar.” Uzmanlar, eğer Husiler harekete geçerse ortaya çok daha karmaşık bir durum çıkabileceği konusunda uyarıyor.

İran’ın Basra Körfezi üzerindeki kontrolü ve Husilerin Kızıldeniz’deki potansiyel rolünün birleşmesi halinde, küresel ticaret ve enerji arzında ciddi aksaklıklar yaşanabileceği ihtimali, dünya ekonomisini endişelendiriyor. Özellikle Hürmüz ve Babülmendep boğazlarının eş zamanlı risk altına girmesi, dünya ekonomisi açısından kritik bir kırılma noktası olarak değerlendiriliyor. Şimdilik taraflar doğrudan bir genişleme senaryosundan kaçınmaya çalışsa da, sahadaki gelişmeler ve sertleşen söylemler, bölgedeki kırılgan dengenin her an değişebileceğine ve bu değişimin küresel yankılarının çok daha büyük olabileceğine işaret ediyor.

Yorum Yap

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir