MENÜ
18 Haziran 2026 Perşembe
DOLAR 46,4531 ▲ %0,17
EURO 53,5216 ▲ %0,04
ALTIN 6.443,00 ▲ %1,55

İsrail Askeri Krizinin Perde Arkası: Siyasi İrade Mi, Başka Bir Şey Mi?

İsrail’in Zafer Çıkmazı: Bennett’tan Sarsıcı İddialar

İsrail siyasetinin deneyimli isimlerinden, eski Başbakan Naftali Bennett’ın geçtiğimiz Perşembe günü Başbakan Binyamin Netanyahu hükümetine yönelik sert eleştirileri, ülkenin içinde bulunduğu askeri ve siyasi çıkmazı bir kez daha gözler önüne serdi. Bennett, İsrail medyasında yaptığı açıklamalarda, mevcut yönetimin “hiçbir cephede kazanmayı bilmediği” yönündeki görüşünü dile getirerek, cephedeki tabloya dair kaygı verici bir portre çizdi. Bu sadece sıradan bir siyasi tartışma değil; ordunun operasyonel kapasitesi ve ulusal güvenliğin geleceği üzerine ciddi bir sorgulama.

Siyasi Liderlik, Cepheleri Neden Engelliyor?

Kanal 12’ye verdiği röportajda Bennett’ın “siyasi liderliğin ordunun sahadaki başarısının önüne geçtiği” savı, aslında ‘Bunun arkasında kim var?’ sorusunu kaçınılmaz kılıyor. Askeri bir gücün potansiyelini siyasi kararların neden sınırladığı veya sekteye uğrattığı, derinlemesine incelenmesi gereken bir konu. Bu, sadece stratejik hatalar olabileceği gibi, koalisyon dengelerini koruma, iç siyasi gerilimleri yatıştırma veya belirli seçmen gruplarının hassasiyetlerini gözetme gibi dış etkenlerden de kaynaklanabilir. Zira ordunun askeri hedefleri ile hükümetin siyasi beka endişeleri her zaman örtüşmeyebilir. Bu durum, nihayetinde sahada canını ortaya koyan askerlerin motivasyonunu, ülkenin dışarıdaki imajını ve hatta bölgesel denklemlerdeki konumunu doğrudan etkileme potansiyeline sahip.

Zafer Denklemi ve Sahadaki Gerçekler

Bennett’ın “Ne Gazze’de ne Lübnan’da zafer var” tespiti, çatışmaların dinamiklerini ve ‘zafer’ tanımının ne denli karmaşık olduğunu gözler önüne seriyor. Gazze’de ‘zafer’ ilan edilmiş olmasına rağmen, sahada on binlerce silahlı unsurun varlığını sürdürmesi, askeri operasyonların siyasi bir çözümle taçlandırılamadığı durumlarda kalıcı başarıya ulaşılamayacağının acı bir göstergesi. Bu durum, yerel halkın üzerindeki yükü artırırken, bölgedeki istikrarsızlığın da sürmesine zemin hazırlıyor. Lübnan’da Hizbullah’ın geri püskürtüldüğü söylemlerine karşın yeniden toparlanması, bölgesel aktörlerin direncini ve dış destek mekanizmalarının gücünü işaret ediyor. İran konusunda ise ‘gerçek sonuçların henüz ortada olmadığı’ ifadesi, uzun soluklu bir stratejik mücadelede belirsizliklerin hâkim olduğunu ve somut bir üstünlük elde edilemediğini düşündürüyor. Ortadaki bu ‘zafer yokluğu’, İsrail’in güvenlik doktrininin temel taşlarını sarsan, vatandaşların günlük yaşamına sirayet eden bir güvensizlik iklimi yaratıyor; ekonomik istikrarsızlık ve sosyal gerilim risklerini de beraberinde getiriyor.

Ordudaki Büyük Açık: Haredi Tartışması ve Toplumsal Etkisi

İsrail ordusunun karşı karşıya olduğu en kritik sorunlardan biri, Bennett’ın dikkat çektiği yaklaşık 20 bin (Ordu sözcüsü Effie Defrin’e göre 15 bin) asker açığı. Bu sayısal eksiklik, Lübnan, Gazze, Batı Şeria ve Suriye’de artan operasyonel yükle birleşince ciddi bir ulusal güvenlik riski oluşturuyor. Bennett, bu açığın ultra-Ortodoks Yahudilerin (Haredi) askere alınmasıyla kapatılabileceğini, ancak hükümetin bunu “siyasi nedenlerle” yapmadığını vurguluyor. Bu iddia, İsrail toplumundaki en derin fay hatlarından birini, yani laik ve dinî kesimler arasındaki yük paylaşımı eşitsizliğini bir kez daha gündeme getiriyor.

Haredi topluluğunun askerlikten muaf tutulması, on yıllardır süregelen bir düzenleme olup, siyonist ideolojinin kurucu unsurlarından biri olan ‘ulusun ordusu’ prensibiyle çelişiyor. Bu muafiyetin devam ettirilmesi, özellikle koalisyon hükümetlerinin dinî partilerin desteğine bağımlı olmasıyla doğrudan ilişkili. Askerlik yükünü üstlenen seküler vatandaşlar üzerinde artan baskı, moral bozukluğu ve toplumsal kutuplaşma, bu meselenin yalnızca askeri bir boyut taşımadığını, aynı zamanda ülkenin sosyal dokusunu da derinden etkilediğini gösteriyor. Bu durum, ordunun içindeki dayanışmayı ve dışarıdan gelen tehditlere karşı koyma kabiliyetini de zayıflatma potansiyeli taşıyor; genç nesillerin gelecek kaygılarını körüklüyor ve ülkenin uzun vadeli güvenliği için belirsizlik yaratıyor.

Operasyonel Yük ve İç Gerilim Riski: Genelkurmay’dan Uyarı

İsrail Genelkurmay Başkanı Eyal Zamir’in ordunun hazırlık durumuna ilişkin uyarıları, vaziyetin ciddiyetini pekiştiriyor. Ultra-Ortodoks Yahudilerin askere alınmasını zorunlu kılacak bir yasal düzenlemenin gerekliliği vurgusu, Genelkurmay’ın askeri gereklilikler ile siyasi çıkarlar arasındaki açmazı net bir şekilde ortaya koyuyor. Yedioth Ahronoth gazetesinin aktardığına göre, Zamir’in “artan operasyonel yük ve askerlik sistemindeki yasal boşluklar nedeniyle orduda iç gerilim riski” bulunduğu uyarısı, İsrail’in sadece dış düşmanlarla değil, kendi iç dinamikleriyle de mücadele ettiğinin bir kanıtı. Bu uyarılar, askeri liderliğin ‘kim var bunun arkasında?’ sorusunu, siyasi iradenin getirdiği kısıtlamalara ve toplumsal uzlaşmazlıklara yönelttiğini açıkça gösteriyor. Zira askeri yeteneklerin en büyük düşmanı, bazen cephedeki karşıt güçler değil, cephe gerisindeki çözümsüzlükler ve politik hesaplardır; bunlar, bir ulusun en temel dayanağı olan ordunun gücünü içeriden aşındırma riski taşır.

Yorum Yap

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir