Son Nefesin Tek Heceye Sığan Çığlığı
Dünyanın hangi coğrafyasına giderseniz gidin, hangi dili konuşursanız konuşun; insanlığın ortak bir fıtrat dilinde birleştiği tek bir kelime vardır: Anne. Bu sadece bir isim değil, ruhun bedenden ayrılırken tutunduğu son dal, zihnin tüm dünyevi bağlarını kopardığı o en çıplak anda dudaklardan dökülnen son yakarıştır. Bakımevlerinde ve hastane odalarında yapılan araştırmalar gerçeği tokat gibi yüzümüze çarpıyor; insan doğarken başladığı o eşsiz yolculuğu, yine aynı heceyle, “Anne” diyerek tamamlıyor. İlk kelimemiz son kelimemiz oluyorsa, bu tesadüf değil, yaratılışın en derin şifresidir.
Küresel İhanet ve ‘Patili’ Tuzaklar
Ancak son yıllarda birileri, bu kadim ve mukaddes makamı lüks sitelerin bahçelerinde, sosyal medya estetiğinin gölgesinde ucuzlatmaya ant içmiş gibi davranıyor. Batı merkezli medya araçlarıyla pompalanan “patili anne” gibi kavramlar, sadece masum bir sevgi gösterisi değil, bizzat Türk aile yapısının temeline konulmuş birer dinamittir. Bir hayvana şefkat göstermek vicdani bir borçtur, lakin bir kedi veya köpeğin bakımını üstlenmeyi, insanlık tarihinin en ağır yükü olan annelikle bir tutmak, en hafif tabiriyle akıl tutulmasıdır. Kadınımızı annelikten soğutan, doğurganlığı bir ‘zahmet’ olarak pazarlayan bu küresel dil, devletimizin bekasını tehdit eden nüfus artış hızımızdaki düşüşün de baş sorumlusudur.
Annelik Bir Beşerlik Meselesi Değil, Arşın Emanetidir
Annelik, Kuran-ı Kerim’in o muazzam ifadesiyle “zahmet üstüne zahmetle” taşınan, bedeli hiçbir dünyevi meta ile ödenemeyecek bir fedakârlık destanıdır. Lokman Suresi’nden İsra Suresi’ne kadar her ayet-i kerime, bu makamı Allah’a itaatin hemen ardından zikrederken; Peygamber Efendimiz’in (SAV) üç kez üst üste “annen” vurgusu yapması, bu hakkın başka hiçbir sevgiyle kıyaslanamayacağının en net delilidir. Annelik sadece biyolojik bir süreç değil; kendi canından bir can inşa etmek, kendi ömründen feragat ederek bir nesil yetiştirmektir. “Öf” bile demenin yasak olduğu o derin saygı alanı, parkta gezdirilen bir canlının sevgisiyle asla bir tutulamaz. Bu kavramları eşitlemeye kalkanlar, sadece anneliğe değil, insanlığın özüne ve kutsal değerlerimize ihanet etmektedirler.
Milli Beka ve Ailenin Muhafazası
Modern dünyanın sunduğu bu sahte kimliklerle mücadele etmek, sadece bir tercih değil, milli bir zorunluluktur. Türk kadını, tarih boyunca devlet kuran, ordu yetiştiren ve medeniyet inşa eden o asil annelik makamının sahibidir. Bu makamı, evcil hayvan sahipliği gibi bireysel bir hobiye indirgemek isteyenlere karşı durmak, vatan savunması kadar mühimdir. Unutulmamalıdır ki; anneyi koruyamayan, aileyi koruyamaz; aileyi koruyamayan ise devleti ayakta tutamaz. Şimdi silkinip kendimize dönme, bu kutsal makamı hak ettiği o yüce zirveye yeniden taşıma vaktidir.