MENÜ
05 Haziran 2026 Cuma
DOLAR 46,0907 ▲ %0,12
EURO 53,5685 ▼ %0,05
ALTIN 6.586,98 ▼ %0,55

Batı ve Doğu Kıskacında Osmanlı: İran-Avrupa İttifaklarının Anatomisi

İstanbul’un 1453 yılında Fatih Sultan Mehmed tarafından fethi, sadece bir şehir düşüşü değil, Avrupa’nın jeopolitik dengelerinin kökten sarsılmasıydı. Türklerin Balkanlar üzerinden Avrupa içlerine doğru durdurulamaz ilerleyişi, Hıristiyan dünyasını askeri bir çıkmaza sürükledi. Bu noktada Batılı güçler, Osmanlı İmparatorluğu’nu askeri sahada tek başlarına durduramayacaklarını anlayarak, ‘iki ateş arasında bırakma’ stratejisini benimsediler. Tarihçi Palombini, Setton ve Lockhart gibi isimlerin teferruatlı çalışmalarında ortaya koyduğu üzere, bu stratejinin temel taşı İran coğrafyasındaki devletlerle kurulan sistematik ittifak ilişkileriydi.

Uzun Hasan ve Venedik Hattı: İlk Büyük Kıskaç

Fatih Sultan Mehmed’in Anadolu birliğini sağlama faaliyetleri, Doğu Anadolu ve İran’a hükmeden Akkoyunlu hükümdarı Uzun Hasan’ı doğal bir rakip haline getirdi. 1458’de Trabzon Rum İmparatoru’nun kızı Theodora ile evlenen Uzun Hasan, Avrupa nezdinde ‘Osmanlı’yı durduracak yeni bir Timur’ olarak görüldü. Venedik ve Papalık, Uzun Hasan’ın sağ omzunda haç işareti olduğuna dair efsaneler yayarak, bu ittifaka dini bir meşruiyet kazandırmaya çalıştı. 1471’de Venedik elçilerinin Papa’nın huzurundaki ateşli konuşmaları, sadece bir savunma refleksi değil, Osmanlı’yı hem doğudan hem batıdan ezmeyi hedefleyen küresel bir operasyonun habercisiydi. Ancak 1473’teki Otlukbeli Savaşı, Fatih’in askeri dehasıyla bu büyük hayali bir süreliğine akamete uğrattı.

Safavi Dönemi ve Anthony Sherley’nin Diplomatik Misyonu

Safevi Devleti’nin kuruluşuyla birlikte ittifakın rengi dini bir boyut kazandı. Şah İsmail ve halefleri, Avrupa için sadece askeri bir müttefik değil, Osmanlı’nın dini otoritesini sarsacak bir güç olarak telakki edildi. 16. yüzyılın sonunda İngiliz Sir Anthony Sherley’nin Şah Abbas’ın huzuruna çıkması, diplomasi tarihinin en kritik kırılma noktalarından biridir. Sherley’nin 1599’da başlattığı Avrupa turu; Prag, Roma ve Madrid hattında Osmanlı aleyhine geniş bir koalisyon kurma çabasıydı. Bu süreçte bazı İranlı elçilerin Hıristiyanlığa geçmesi, ittifakın ne denli derin bağlar kurmaya çalıştığını gösterir. Ancak bu muazzam planlar; mesafelerin uzaklığı, haberleşme hızı ve Osmanlı Devleti’nin üstün istihbarat ağı nedeniyle çoğu zaman kağıt üzerinde kalmaya mahkum oldu. Osmanlı diplomasisi, Batı’daki rakipleriyle Doğu’daki hasımlarını aynı anda dengeleyerek bu kıskacı asırlarca kırmayı başarmıştır.

Yorum Yap

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir