MENÜ
04 Haziran 2026 Perşembe
DOLAR 45,9873 ▲ %0,02
EURO 53,5303 ▲ %0,27
ALTIN 6.599,81 ▲ %0,70

Atatürk’ten Erdoğan’a: Afrika Boynuzu’nda Yüzyıllık Stratejik Derinlik

Türkiye’nin son on beş yılında dış politika başlığında en çok sorulan ve maalesef çoğunlukla sığ bir perspektifle ele alınan “Orada ne işimiz var?” sorusu, bugün Etiyopya-Somali hattında yaşanan gelişmelerle bir kez daha gündemde. Ancak meseleye bir devlet geleneği ve jeopolitik süreklilik penceresinden bakıldığında, Ankara’nın Afrika hamlelerinin günübirlik bir siyasi tercihten öte, yüzyıllık bir stratejik vizyonun tezahürü olduğu açıkça görülüyor. Gerek Libya gerekse Suriye’de yürütülen politikaları sadece birer askeri hamle olarak gören anlayış, bugün Afrika Boynuzu’nun kalbi Addis Ababa’da atılan imzaların tarihsel yükünü kavramakta güçlük çekiyor.

Geleneksel Diplomasiden Aktif Oyun Kuruculuğa: 1926 Ruhu

Etiyopya, sadece Sahra Altı Afrika’nın en kalabalık ülkelerinden biri değil; aynı zamanda kıtanın sömürgeleştirilememiş tek bağımsız ruhlu coğrafyasıdır. Bu “bağımsızlık” karakteri, Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün de dikkatinden kaçmamıştı. Cumhuriyetin henüz üçüncü yılında, 1926’da ilk büyükelçiliğin Addis Ababa’da açılması, tesadüfi bir bürokratik işlem değil, o günün kısıtlı imkanlarıyla dahi çizilen küresel bir vizyonun ilk adımıydı. Bugün Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın gerçekleştirdiği ziyaretler, aslında 1920’lerde atılan o kadim tohumların modern dünya düzeninde yeniden canlandırılması anlamını taşıyor.

2005 yılında ivme kazanan “Afrika Açılımı”, Türkiye’nin kıta ile ilişkilerini basit bir dış ticaret kalemi olmaktan çıkarıp “stratejik partner” seviyesine yükseltti. Uzmanların da vurguladığı üzere, 1 Mart 2005’te Addis Ababa’ya yapılan ilk başbakanlık ziyareti, bir zihniyet devriminin miladıydı. Bu süreç, Türkiye’nin Afrika Birliği nezdinde gözlemci statüsü kazanmasıyla kurumsallaşırken, beraberinde ciddi toplumsal etkiler de getirdi. Bugün Etiyopya sokaklarında bir Türk firmasının inşa ettiği demiryolunu veya bir Türk kurumunun restore ettiği camiyi görmek, sadece ekonomik bir başarı değil, halklar nezdinde kurulan derin bir güven köprüsüdür.

Küresel Güçlerin Afrika Satrancı ve Ankara’nın Barış Diplomasisi

Bugün gelinen noktada Türkiye, Afrika coğrafyasında sadece bir ekonomik aktör değil, aynı zamanda bölgesel krizlerde “anahtar arabulucu” rolünü üstlenmiş durumdadır. Özellikle Somali ve Etiyopya arasındaki gerilimi dindirmeyi hedefleyen “Ankara Protokolü”, bölgedeki jeopolitik statükoyu barış lehine sarsan en kritik diplomatik hamlelerden biridir. Ancak bu yapıcı rol, bölgeyi bir sömürü alanı olarak gören ve kaos üzerinden beslenen odakları rahatsız etmektedir. İsrail’in Somaliland’ı tanıma girişimi, aslında doğrudan Türkiye’nin bölgedeki birleştirici etkisini sabote etmeye yönelik bir hamle olarak okunmalıdır.

Stratejik analizler göstermektedir ki; Afrika Boynuzu’ndaki bu güç mücadelesi, önümüzdeki yirmi yılın küresel enerji ve ticaret yolları üzerindeki hakimiyetini belirleyecektir. Türkiye’nin Somali ve Etiyopya ile kurduğu derin ilişkiler, Doğu Akdeniz’den Hint Okyanusu’na kadar uzanan bir güvenlik ve refah hattı oluşturma kapasitesine sahiptir. Dolayısıyla, muhalefetin sığ bir dış politika anlayışıyla yönelttiği eleştiriler, aslında Türkiye’nin küresel bir güç olma yolunda ödediği vizyoner bedeli anlamamaktan kaynaklanmaktadır. Bir günlük bir ziyaretin arka planında, Türkiye’nin gelecek yüzyılını güvence altına alan bir diplomasi aklı yatmaktadır.

Yorum Yap

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir