MENÜ
06 Haziran 2026 Cumartesi
DOLAR 46,1116 ▲ %0,02
EURO 53,1487 ▼ %0,94
ALTIN 6.409,16 ▼ %3,23

Ankara’nın Yeni Rotası: Gazze’de İtiraz Suriye’de Realizm

Ankara’nın siyaset kulislerinde bugünlerde en çok konuşulan konu, dış politikada yaşanan o sessiz ama derinden hissedilen eksen kayması değil, eksen inşasıdır. Türkiye’nin dış politikası artık sadece klasik bir “denge” anlatısıyla açıklanabilecek sınırları çoktan aşmış durumda. Başkentin soğuk ve hesaplı koridorlarında stratejik özerklik kavramı, sadece kağıt üzerinde bir terim olmaktan çıkıp sahada bizzat uygulanan bir doktrine dönüştü. Gazze ve Suriye dosyaları, bu yeni dönemin en somut ve en sert iki sacayağını oluşturuyor. Ankara, artık sadece masada olan değil, masanın sınırlarını zorlayan, gerektiğinde ise o masayı yeniden kuran bir aktör olarak öne çıkıyor.

Gazze Dosyası: Batı Sistemine Yönelik Ahlaki Bir İtiraz

Gazze meselesi, Türkiye’nin Batı merkezli küresel sistemle olan ilişkisini test ettiği en kritik alanlardan biri haline geldi. Ankara, NATO üyeliği ve müttefiklik bağlarını korumaya devam ederken, aynı zamanda bu sistemin en büyük açmazı olan İsrail politikasına karşı en gür sesi çıkarıyor. Bu durum, Türkiye’yi alışıldık diplomatik konfor alanından çıkarıp, daha riskli ama daha ahlaki bir zemine taşıyor. Uluslararası hukukta devletlerin kınama ve diplomatik notalarla geçiştirdiği süreçler, Türkiye özelinde ekonomik yaptırımlar ve sert siyasi retoriklerle birleşiyor. Ankara burada aslında dünyaya şunu haykırıyor: Sistemin içinde kalmak, sistemin yanlışlarına ortak olmak anlamına gelmez.

Türkiye’nin bu duruşu, bölge coğrafyasındaki demografik dinamikler ve tarihsel sorumluluklarla da doğrudan örtüşmektedir. Bölgesel bir güç olarak Türkiye, Ortadoğu’daki istikrarın anahtarının adaletli bir barıştan geçtiğini biliyor. Bu nedenle, diplomatik temsilcilikler üzerinden yürütülen temaslarda, Türkiye’nin tavrı sadece bir tepki değil, aynı zamanda küresel güvenlik mimarisinin yeniden yapılandırılmasına yönelik bir çağrı niteliği taşıyor. Bu süreç, Türkiye’nin uluslararası arenadaki prestijini ve yumuşak gücünü (soft power) yeniden tanımlamasına olanak sağlıyor.

Suriye Sahası: Soğuk Realizm ve Sınır Güvenliği Doktrini

Öte yandan Suriye dosyası, Ankara’nın dış politikasındaki “gerçekçi” ve “sert” yüzünü temsil ediyor. Gazze’deki normatif isyanın aksine, Suriye’de tamamen rasyonel ve güvenlik odaklı bir akıl devrededir. Türkiye’nin önceliği net: Sınır güvenliği, terörle mücadele ve göç yönetimi. Bu hedefler doğrultusunda Ankara, geçmişte keskin görüş ayrılıkları yaşadığı aktörlerle bile aynı masada oturmaktan çekinmiyor. Çünkü Suriye sahasında artık kimin haklı olduğu değil, kimin etkili olduğu önem kazanmış durumda. Milli İstihbarat Teşkilatı ve Türk Silahlı Kuvvetleri’nin koordineli yürüttüğü süreçler, sahadaki kazanımların diplomatik başarılarla taçlandırılmasını hedefliyor.

Uluslararası hukuk çerçevesinde, Türkiye’nin sınır ötesi operasyonları Birleşmiş Milletler Şartı’nın 51. Maddesi kapsamında düzenlenen “meşru müdafaa” hakkına dayanmaktadır. Türkiye’nin güney sınır hattı boyunca oluşturmaya çalıştığı 30 kilometrelik güvenlik kuşağı, sadece bir askeri bölge değil, aynı zamanda sığınmacıların gönüllü geri dönüşü için gerekli olan altyapı ve güvenlik şartlarının oluşturulmasını da kapsamaktadır. Bu, Türkiye’nin hem kendi demografik yapısını koruma hem de bölgedeki terör koridorunu parçalama stratejisinin bir parçasıdır. Sonuç olarak Türkiye, edilgen bir denge unsuru olmaktan çıkıp, riskleri göze alan ve kendi rotasını çizen bir aktör olmayı seçmiştir. Ankara’nın bu yeni hamlesi, sadece bölgesel değil, küresel güç dengelerini de sarsmaya devam edecektir.

Yorum Yap

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir