Sivas’ın uçsuz buçaksız bozkırlarında, modern dünyanın gürültüsünden ve teknolojinin kuşatmasından uzakta, doğanın kalbinde filizlenen sıra dışı bir yaşam öyküsü yükseliyor. Emekli diş teknikerliğinin ardından beyaz önlüğünü çıkarıp doğanın hırçın ama dürüst yüzüyle kucaklaşan 54 yaşındaki Murat Beysun, Kovid-19 pandemisinin getirdiği içsel muhasebe ile şehir hayatına veda etti. Sivas merkeze 20 kilometre uzaklıktaki ıssız coğrafyaya yerleşen Beysun, burada sadece bir yaşam kurmakla kalmadı, aynı zamanda kadim Türk kültürünün izlerini taşıyan bir ‘bozkır geleneğini’ de yeniden canlandırdı.
Bozkırın Ortasında Elektriksiz ve Saf Bir Yaşam
Modern insanın ‘konfor’ olarak adlandırdığı pek çok imkândan bilerek feragat eden Beysun, elektriğin olmadığı, suyun dereden taşındığı, ekmeğin ise odun ateşinde piştiği bir hayatı tercih etti. Bu bir mahrumiyet değil, aksine Beysun’un tabiriyle bir ‘sevdalanma’ meselesi. Çocukluk yıllarında çadırlarda geçen günlerin özlemini bu ıssızlıkta dindiren Beysun, dondurucu soğukların hüküm sürdüğü -30 derecelerde dahi doğayla olan bağını koparmıyor. Komşuluk ilişkilerinin hâlâ o eski samimiyetini koruduğu bu sakin bölgede, Beysun’un en sadık dostları ise genetik mirasları kurtlara dayanan Çekoslovak kurt köpekleri ve gökyüzünün hakimi yırtıcı kuşlar.
Türkiye’nin İlk Yasal Şahin Üretimi ve Mitolojik Bağlar
Beysun’un hayatındaki en dikkat çekici detaylardan biri, doğadaki canlılarla kurduğu yasal ve etik bağ. Doğa Koruma ve Milli Parklar müdürlüğünden aldığı özel izinlerle Türkiye’de bir ilki gerçekleştirerek yasal şahin üretimine imza atan Beysun, bu başarısını ‘Toyga’ adını verdiği şahiniyle taçlandırdı. Ayak yüzüğündeki ’58’ numarasıyla Sivas’ın gururunu taşıyan Toyga, ev ortamında sosyalleşen ve Beysun’un deyimiyle ‘Türk sinemasına kazandırılmak istenen’ nadide bir canlı. Sadece kuşlar değil, ‘Aşina’, ‘Börte’ ve ‘Kunt’ gibi isimlerle onurlandırdığı sekiz üyeli kurt sürüsü de Beysun’un hayatının merkezinde yer alıyor. Göktürk hanedanından denizlerin hakimine kadar uzanan bu isimler, Beysun’un sadece bir hayvansever değil, aynı zamanda Türk mitolojisine gönül vermiş bir kültür taşıyıcısı olduğunun en somut kanıtı.
Vahşi doğanın sert kuralları altında, titizlikle seçilmiş besinlerle hayvanlarını besleyen ve onların özgürlüğünü her şeyin üstünde tutan Beysun, aslında hepimize şu soruyu soruyor: İnsan, doğadan ne kadar uzaklaşırsa o kadar mı eksilir? Sivas’ın karlı tepelerinde uluyan kurtların ve süzülen kartalların arasında Beysun, bu eksikliği tamamlamanın huzurunu yaşıyor.






