Fotoğraf muhabirliğinin o sert, tozlu ve bazen de kanlı koridorlarından geçen bir ismin, en sonunda kendi evindeki en saf gerçekliğe sığınma hikayesi bu. Mehmet Demirci, 1991 yılında eline ilk kez bir fotoğraf makinesi aldığında, objektifinden yansıyanların sadece birer kare değil, aynı zamanda tarihin ta kendisi olacağını muhtemelen öngörmemişti. Kariyeri boyunca Irak ve Afganistan savaşlarından Haiti depreminin yarattığı yıkıma, ABD başkanlık seçimlerinin politik geriliminden Türkiye’nin en hareketli gündem maddelerine kadar her kritik döneme tanıklık etti. Meslek hayatının büyük bir bölümünü çatışma bölgelerinde, adeta ateş hattında geçiren Demirci, bugün ABD’nin Kuzey Karolina eyaletinde yaşıyor ve Triangle Business Journal adlı ekonomi gazetesinde deklanşörüne basmaya devam ediyor.
Savaş Meydanlarından Çocuk Dünyasına Bir Köprü
Demirci’nin profesyonel hayatındaki bu keskin dönüş, geçtiğimiz ay yayımlanan ‘Baba, Bir Fotoğraf Çek’ adlı eseriyle bambaşka bir boyuta evrildi. Bu kitapta ne bir savaşın dramatik anları ne de manşetlere taşınan o sarsıcı siyasi figürler var. Kitabın kalbinde, oğlu Deniz’in 5-6 yaşlarındayken babasının dünyasını keşfetmesi yatıyor. Çocukların dünyayı algılama biçimi, bir savaş muhabirinin mesleki deformasyonunu ve dramatik olana odaklanan bakış açısını adeta yerle bir ediyor. Kuzey Karolina’nın, ‘Araştırma Üçgeni’ olarak bilinen Raleigh, Durham ve Chapel Hill şehirlerini kapsayan o sakin ve entelektüel dokusu içinde, Demirci çocuklarının ‘Baba, şunun fotoğrafını çeksene’ çağrılarıyla yeni bir arşiv oluşturdu. Ağır ve sofistike fotoğraf ekipmanları, yerini anlık yakalanan, gösterişsiz ama derinliği olan cep telefonu karelerine bıraktı.
Sessiz Bir Özür ve Modern Bir Arşivleme
Demirci, bu projeyi ‘çocuklarım için sessiz bir özür gibi’ sözleriyle tanımlıyor. Bu ifade, aslında küresel boyutta iş yapan pek çok gazetecinin ortak sancısını, yani mesleği uğruna ailesinden çaldığı ‘ödünç alınmış zamanları’ temsil ediyor. Türkiye’de ve dünyada fotoğraf sanatı genellikle büyük trajediler üzerinden yükselirken, Demirci’nin bu çalışması ‘sıradan olanın ihtişamına’ odaklanıyor. Kitap, tasarım olarak da oldukça özgün bir yapıya sahip; kartpostal formatında hazırlanan sayfalar, her bir karenin koparılıp sevdiklerine gönderilmesine olanak tanıyor. Bu, dijitalleşen dünyada fiziksel temasın ve paylaşımın bir nişanesi olarak kabul edilebilir. Sosyolojik açıdan bakıldığında, baba ve çocuk arasındaki bağın bir ritüel üzerinden nasıl yeniden inşa edilebileceğinin en somut örneklerinden biri olan bu eser, aynı zamanda bir babanın çocuklarının dikkat haritasına duyduğu saygıyı gösteriyor.
Sonuç olarak Mehmet Demirci, dramatik olmayanın da son derece anlamlı olduğunu bizlere hatırlatıyor. Kuzey Karolina’nın huzurlu coğrafyasında, bir kertenkelenin gölgesi veya kırılmış bir oyuncak, bazen bir savaşın en stratejik karesinden daha fazla şey anlatabiliyor. Sanatçının bu çalışması, mehmet-demirci.com/daddy-take-a-picture adresi üzerinden 1.753 lira bedelle okurlara sunuluyor. Bu, sadece bir fotoğraf kitabı değil; kaçırılan anlara dair bir teşekkür ve geleceğe bırakılmış samimi bir miras niteliği taşıyor.






