Bağırsak Poliplerinde Düzenli Takip ve Doğru Teşhis Önem Taşıyor
Medicana Konya Hastanesi Gastroenteroloji Uzmanı Doç. Dr. Bilal Toka, kalın bağırsak kanserlerinin büyük kısmının yıllar içerisinde polip adı verilen öncü lezyonlardan geliştiğini belirterek, modern endoskopik görüntüleme sistemleri ve girişimsel endoskopideki ilerlemeler sayesinde bu yapıların kansere dönüşmeden saptanıp tedavi edilebildiğini açıkladı. Toka, bu yöntemler sayesinde birçok hastanın cerrahi müdahaleye gerek kalmadan sağlığına kavuşabildiğini vurguladı.
Kalın bağırsak poliplerini bağırsak iç yüzeyini kaplayan mukozadan köken alan sıra dışı doku büyümeleri olarak tanımlayan Doç. Dr. Bilal Toka, bu lezyonların doğru belirlenmesinin, uygun yöntemlerle tamamen temizlenmesinin ve düzenli aralıklarla izlenmesinin kanserden korunmada en başarılı strateji olduğunu dile getirdi. Gastroenteroloji Uzmanı, kolonoskopi taramalarının aksatılmamasının ve saptanan lezyonların ileri endoskopik operasyonlar yürüten uzman merkezlerde ele alınmasının hayati olduğunu kaydetti.
Yaş İlerledikçe Polip Görülme Sıklığı Artış Gösteriyor
Toplum genelinde sıkça rastlanan poliplerin yaşın ilerlemesiyle paralel olarak daha fazla görüldüğünü ifade eden Doç. Dr. Bilal Toka, özellikle 50 yaş üstü grupta yapılan kolonoskopilerde polip tespit edilme olasılığının ciddi şekilde yükseldiğini aktardı. Bu oluşumların büyük kısmının iyi huylu yapıda olduğunu ancak adenomatöz nitelikteki poliplerin zamanla genetik değişimler geçirerek kanserleşebileceğine dikkat çeken Doç. Dr. Toka, bu yapıların genellikle hiçbir klinik belirti vermediğini ve ancak rutin kolonoskopiler esnasında fark edildiğini belirtti.
Bazı durumlarda ise makattan kan gelmesi, dışkıda kan varlığı, bağırsak alışkanlıklarındaki düzensizlikler, kronik ishal ya da kabızlık süreçleri, karın bölgesinde ağrı ve demir eksikliğine bağlı anemi gibi şikayetlerin de yaşanabildiğini aktaran Toka, dışkıda gizli kan testlerinin günümüzde erken teşhis için en sık başvurulan yöntemlerden biri olduğunu söyledi. Kolonoskopinin hem lezyonları saptadığını hem de ileri tedavi süreçlerinin uygulanmasına olanak tanıdığını vurgulayan Doç. Dr. Toka; yüksek çözünürlüklü cihazlar, yapay kromoendoskopi ve büyütmeli endoskopi teknolojileri sayesinde işlem sırasında poliplerin damar ağının, yüzey özelliklerinin ve derinlik risklerinin detaylıca incelenebildiğini aktardı.
Gelişmiş Endoskopik Yöntemlerle Tedavi Seçenekleri
Tedavi planlamasının polibin boyutuna, konumuna, optik analiz sonuçlarına ve karakteristik özelliklerine göre şekillendiğini bildiren Doç. Dr. Bilal Toka, buradaki temel amacın sadece polibi almak değil, bağırsak bütünlüğünü koruyacak en hafif girişimsel yöntemi uygulamak olduğunu belirtti. Küçük boyutlu lezyonların forseps veya polipektomi kementleri yardımıyla güvenle vücuttan uzaklaştırılabildiğini kaydeden Toka, daha büyük ve yüzeysel lezyonlarda ise Endoskopik Mukozal Rezeksiyon (EMR) tekniğinin öne çıktığını söyledi.
EMR yönteminde polibin altındaki tabakaya özel bir sıvı enjekte edilerek lezyonun bağırsak duvarından yukarı kaldırıldığını ve kement yardımıyla kesildiğini anlatan Doç. Dr. Toka, özellikle kanser yayılım riski düşük olan orta büyüklükteki yüzeysel lezyonlarda bu işlemin tercih edilmesi gerektiğini belirtti. Son dönemin en önemli gelişmelerinden biri olan Endoskopik Submukozal Diseksiyon (ESD) tekniğine de değinen Toka, 20 milimetreden büyük, geniş tabanlı ya da erken aşamada kanser şüphesi barındıran poliplerde bu metodun organ koruyucu bir alternatif sunduğunu ekledi. ESD uygulamasında lezyon sınırlarının çizilmesinin ardından mukoza tabakasına hassas bir kesi yapıldığını ve özel bıçaklar yardımıyla submukozal katmanın dikkatlice ayrılarak hastalıklı dokunun tek parça halinde çıkarıldığını ifade etti.
İleri Teknoloji Sayesinde Cerrahi Ameliyata İhtiyaç Kalmıyor
ESD yönteminin en büyük kazanımının geniş lezyonların ameliyata gerek kalmadan temizlenmesi olduğunu vurgulayan Doç. Dr. Bilal Toka, tek parça halinde çıkarılan dokuların patolojik incelemede sınır bütünlüğü, hücre bozulma derecesi ve olası kanser odağının derinliği açısından çok daha net sonuçlar verdiğini belirtti. Geçmiş dönemlerde büyük polipleri olan hastaların doğrudan cerrahi operasyonlara yönlendirildiğini anımsatan Toka, günümüzde donanımlı merkezlerde EMR ve ESD gibi yöntemlerle başarılı sonuçlar alındığını ifade etti.
Müdahale sonrasında hastanın polip yapısına, sayısına, büyüklüğüne ve patoloji verilerine göre kişiselleştirilmiş bir takip planı oluşturulması gerektiğini söyleyen Doç. Dr. Toka, uluslararası kılavuzların normal risk grubundaki kişilere 45 yaşından itibaren kalın bağırsak taramalarını önerdiğini paylaştı. Aile geçmişinde kolon kanseri veya nitelikli polip öyküsü olanların ise tarama takvimini daha erken yaşlara çekmesi gerektiğini hatırlatan Toka, bu öncü lezyonların zamanında temizlenmesinin kolon kanserini henüz ortaya çıkmadan engellemedeki en etkili yol olduğunu ifade etti.
Kaynak: Konyayenigun






