Kan Donduran İddialar ve Çelişkili Savunmalar
Konya’da, baba Mehmet Koçyiğit (33) ile 11 yaşındaki oğlu Servet Efe Koçyiğit’in acımasızca katledilmesiyle ilgili davanın ilk duruşması, şehirde infial yaratan olayın perde arkasını bir kez daha gün yüzüne çıkardı. 2. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen duruşmada, tutuklu sanık Hıdır A. ve tutuksuz yargılanan eşi Mercuhan A.’nın çelişkili ifadeleri, maktullerin eşi ve annesi Emine Koçyiğit’in yürek burkan tanıklığıyla birleşince salonda buz gibi bir hava esti. Sanık Hıdır A., olayın öncesindeki küfürleşmeleri bahane göstererek, cinayeti kabullense de, “Çocuğun olduğunu bilmiyordum, görseydim vurmazdım” savunmasıyla vicdanları rahatlatmaktan uzaktı. Ancak bu savunma, annenin gözleri önünde yaşananları anlattığı anlarla tamamen çürütüldü.
Olayın Perde Arkası: Bir Ailenin Yıkımı ve Adalet Arayışı
25 Ağustos 2025’te Karatay ilçesi Karaaslan Mahallesi’nde yaşanan kanlı olay, Mehmet Koçyiğit ve oğlu Servet Efe Koçyiğit’in yaşamını yitirmesiyle sonuçlanmış, tüm ülkeyi derinden sarsmıştı. Bir baba ve evladının, husumet bahanesiyle hayatlarının baharında toprağa düşmesi, toplum vicdanında derin yaralar açmıştı. Olayın hemen ardından tutuklanan Hıdır A.’nın davası, aradan geçen ayların ardından bugün başladı. Ailenin ve kamuoyunun beklentisi, adaletin en ağır şekilde tecelli etmesi yönündeydi. Ancak mahkeme salonunda duyulanlar, olayın göründüğünden çok daha karanlık boyutları olduğunu gösterdi.
Eşinin Cinayetteki Rolü: Suça İştirak Tartışması
Duruşmada özellikle sanık Hıdır A.’nın eşi Mercuhan A.’nın duruşu dikkat çekti. Mercuhan A., olay yerinde olmadığını ve suçlamaları kabul etmediğini dile getirse de, iddianamedeki yeri çok daha farklıydı. Savcılık, Mercuhan A.’nın en başından itibaren eşinin yanında durarak, olay sonrası birlikte kaçarak faile cesaret ve manevi destek verdiğini, böylece suç işleme kararını kuvvetlendirdiğini belirtiyor. İddianamede, bu durumun Mercuhan A.’nın suça iştirak ettiği anlamına geldiği ve 40 yıla kadar hapsinin istendiği vurgulanmıştı. Bu durum, sadece tetiği çekenin değil, suça zemin hazırlayan veya destek verenlerin de adalet önünde hesap vereceği gerçeğini ortaya koyuyor. Özellikle aile içi şiddet ve cinayetlerde, şüpheli durumlardaki yakınların rolü, yargı süreçlerinde hayati bir öneme sahip. Bu dava, toplumdaki benzer olaylara karşı bir emsal teşkil etme potansiyeli taşıyor.
Annenin Gözyaşlarıyla Anlattıkları Mahkemeyi Sarstı
Maktullerin eşi ve annesi Emine Koçyiğit’in mahkemedeki ifadeleri ise tüm salonda derin bir sessizliğe yol açtı. Gözyaşları içinde olay anını anlatan Emine Koçyiğit, “Araç evimin balkonuna yakın olduğu için kapının açılma sesini duydum. Silah sesi geldi. Balkondan baktığımda eşim yere yığılmış şekildeydi. Hıdır, çocuğumun kaçtığını gördüğü halde silahla ateş etti. Eşim ve çocuğum yan yanaydı. Hıdır benim gözüme bakarak çocuğuma ve eşime ateş etti. En ağır şekilde cezalandırılmalarını istiyorum.” sözleriyle hem Hıdır A.’nın savunmasını yerle bir etti hem de olayın dehşetini bir kez daha gözler önüne serdi. Küçük bir çocuğun, babasıyla birlikte canice katledilmesi ve annesinin bu ana tanıklık etmesi, insanlığın yüreğinde kapanmaz yaralar açan türden bir trajedi. Bu çarpıcı ifade, olayın basit bir husumet cinayetinden öte, soğukkanlılıkla işlenmiş, masum bir çocuğun da hedef alındığı kanlı bir hesaplaşma olabileceği ihtimalini güçlendirdi. Hıdır A.’nın “görmedim” dediği çocuğun, annesinin ifadesine göre kaçarken vurulması, davanın seyrini değiştirecek en kritik detaylardan biri olarak öne çıkıyor.
Adalet Arayışında Uzayan Süreç ve Toplumun Beklentisi
Mahkeme heyeti, ilk duruşma sonunda sanık Hıdır A.’nın tutukluluk halinin devamına, Mercuhan A.’nın adli kontrol şartının sürmesine ve dosyadaki eksikliklerin giderilmesine karar vererek duruşmayı erteledi. Bu erteleme, davanın henüz aydınlatılması gereken birçok yönü olduğunu gösteriyor. Mahkemenin eksiklikleri gidermesi, belki de olay yerinde daha detaylı incelemeler, tanık ifadelerinin yeniden değerlendirilmesi veya farklı teknik analizler anlamına geliyor. Toplum, bu acı olayın tüm yönlerinin aydınlatılmasını ve suçluların hak ettikleri cezayı almasını bekliyor. Bu tür davalar, sadece bir yargılama süreci değil, aynı zamanda toplumsal bir vicdan muhasebesi ve gelecekte benzer olayların önlenmesi adına atılan adımların da bir yansımasıdır. Türkiye’de çocuk istismarı ve cinayet vakalarında artan hassasiyet göz önüne alındığında, bu davanın titizlikle takip edilmesi büyük bir önem taşıyor.






