Küresel sistemin en karanlık dehlizlerinden biri olarak kabul edilen Epstein dosyası, sadece okyanus ötesindeki bir skandal değil, insanlık onuruna ve çocukların geleceğine indirilmiş ağır bir darbe olarak dünya gündemindeki yerini koruyor. Saadet Partisi Konya İl Başkanı Mehmet Demirel, bu küresel çürümenin Türkiye yansımalarına ve ülkemizdeki kayıp çocuklar meselesine dair son derece kritik uyarılarda bulunarak, kamuoyunu derin bir muhasebeye davet etti. Demirel’in açıklamaları, meselenin sadece adli bir vaka değil, toplumsal vicdanı kanatan sistematik bir sorun olduğuna işaret ediyor.
Kayıp Çocuklar ve Epstein Dosyası Arasındaki Korkunç İddialar
Hükümet ve ilgili kurumlar, 2016 yılından bu yana resmi olarak güncellenmeyen kayıp çocuk istatistiklerinin ötesine geçerek, halkın zihnindeki haklı kuşkuları gidermek zorundadır. Mehmet Demirel’in paylaştığı verilere göre, 2008-2016 yılları arasında kayıtlara geçen 104 bin 531 kayıp çocuk, bugün gelinen noktada devasa bir sessizliğin içine gömülmüş durumdadır. Özellikle büyük deprem felaketlerinin ardından çocukların akıbetine dair yükselen feryatların, Epstein belgeleriyle ortaya saçılan kirli ağlarla birleşmesi, meseleyi uluslararası bir suç şebekesi şüphesine taşımaktadır. ‘Lolita Express’ olarak bilinen uçağın deprem dönemlerinde İstanbul ve Dalaman gibi stratejik limanlara iniş yaptığı iddiaları, egemenlik haklarımız ve evlatlarımızın güvenliği açısından acilen aydınlatılması gereken bir karanlık noktadır. Uzmanlar, bu tür küresel ağların zafiyet anlarını kolladığını belirterek, devletin şeffaflık politikasını en üst düzeye çıkarması gerektiğinin altını çiziyor.
Diplomatik Mütekabiliyet ve Tom Barrack İçin ‘İstenmeyen Adam’ Çağrısı
Saadet Partisi’nin bu sert çıkışı, siyasi bir eleştirinin ötesinde, devletin temel koruma reflekslerine bir hatırlatma niteliği taşıyor. Demirel’in, Epstein dosyalarında ismi 544 kez geçtiği belirtilen Tom Barrack’ın derhal ‘persona non grata’ (istenmeyen adam) ilan edilmesi yönündeki çağrısı, Türkiye’nin bu küresel sapkınlık ağlarına karşı takınacağı tavrın turnusol kağıdı olacaktır. Bakanlıkların bu iddialar ve somut veriler karşısında sessiz kalması, toplumsal travmayı tetiklemekte ve adalete olan güveni zedelemektedir. Çocuklarımızı korumak için sadece yerel yasalar değil, aynı zamanda bu tür uluslararası yapılarla mücadele edecek sarsılmaz bir diplomatik irade şarttır. Gerçeklerin saklanması değil, cesaretle üzerine gidilmesi; hem kayıp çocukların ailelerine hem de gelecek nesillere olan en büyük borcumuzdur.






