Türkiye’de çocuk suçluluğu oranlarındaki değişim, hukuk sistemi ve sosyal politikalar arasındaki ince çizgiyi yeniden gündeme getirdi. Selçuk Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk ve Ergen Psikiyatrisi Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Serhat Türkoğlu, ‘suça sürüklenen çocuk’ (SSÇ) kavramının güncel uygulama biçimlerine dair kapsamlı bir perspektif sundu. Adli tıp ve çocuk psikiyatrisi alanında uzman isim, mevcut tanımın bazı durumlarda suç şebekeleri için bir zırh haline dönüşebileceğine dikkat çekiyor. Çocukların korunması amacıyla geliştirilen yasal terimlerin, art niyetli yapılar tarafından istismar edilmesi, toplumsal güvenlik ve çocuk refahı açısından yeni riskleri beraberinde getiriyor.
Hukuki Tanımların Suistimal Edilmesi ve Çete Faaliyetleri
Mevcut hukuk sisteminde, çocukların cezai ehliyetlerinin yetişkinlere oranla daha sınırlı olması, onları korumak ve cezalandırmak yerine topluma geri kazandırmak amacıyla ‘suça sürüklenen çocuk’ terimiyle karşılanıyor. Ancak Prof. Dr. Türkoğlu’nun vurguladığı temel risk, bu korumacı şemsiyenin organize suç örgütleri tarafından stratejik bir yasal açık olarak kullanılmasıdır. Özellikle uyuşturucu ticareti, hırsızlık ve gasp gibi alanlarda faaliyet gösteren karanlık yapılar, çocukların daha az ceza alacağını veya denetimli serbestlik gibi imkanlardan yararlanacağını bildikleri için onları bilinçli olarak ön plana sürüyor. Bu durum, çocuğu koruyan yasaların, paradoksal bir biçimde çocuğun suç dünyasında bir ‘maşa’ olarak kullanılmasına zemin hazırlıyor.
Sosyal Çevre ve Ailedeki İhmalin Psikolojik Etkileri
Bir çocuğun suça yönelmesindeki motivasyonlar sadece bireysel kararlardan ibaret değildir. Araştırmalar, aile içindeki sevgi boşluğunun, otorite eksikliğinin ve ekonomik istikrarsızlığın çocukları dış dünyadaki riskli gruplara daha savunmasız hale getirdiğini gösteriyor. Akran baskısı ve bir gruba ait olma ihtiyacı, genç bireyleri suçun normalleştiği bir atmosferin içine çekiyor. Riskli bölgelerde yaşayan çocuklar için suç, zamanla bir hayatta kalma becerisi veya rutin bir sosyal eylem olarak algılanmaya başlıyor. Türkoğlu, bu noktada ‘normalleşme’ sürecine dikkat çekerek, riskli ortamlarda büyüyen çocukların işledikleri fiillerin ağırlığını kavrayamadıklarını ifade ediyor.
Sorunun çözümü noktasında ise hukukçular ve tıp uzmanları, SSÇ kavramının her vaka bazında daha detaylı analiz edilmesini öneriyor. Eğer bir çocuk, işlediği suçun hukuki ve toplumsal sonuçlarını tam olarak kavrayabiliyor, eylemini planlı bir şekilde gerçekleştiriyor ve bunu sistematik bir tercihe dönüştürüyorsa, adli değerlendirme sürecinin bu farklılığı gözetmesi gerektiği savunuluyor. Bu ayrımın yapılması, sadece adaletin tecellisi için değil, aynı zamanda çocukları suça teşvik eden yapıların elinden bu yasal avantajı almak adına stratejik bir hamle olarak değerlendiriliyor. Devletin rehabilite edici gücü ile yargının caydırıcılığı arasındaki denge, çocuk suçluluğuyla mücadelede en kritik eşik olmaya devam ediyor.






