Üretimin Durduğu Nokta: Mesudiye Köyü
Rakamlarla süslenmiş ekonomi bültenlerinin gerçek dünyada hiçbir karşılığı yok. Karaman’ın Mesudiye Köyü’nde bugün tam bin dönüm tarım arazisi ekilmeden boş yatıyor. Bu tablo bir tercih değil, sistemli bir tükenişin ilanıdır. Çiftçinin toprağına küstüğü, traktörünün kontağını çevirmekten korktuğu bir düzende gıda güvenliğinden bahsetmek sadece kendini kandırmaktır. Anahtar Parti Karaman İl Başkanı Recep Karakoca’nın sahada bizzat tespit ettiği bu acı gerçek, Türkiye’nin tarım politikasındaki iflasın en somut kanıtı olarak karşımızda duruyor.
Masraflar Altında Ezilen Alın Teri
Tarlada dökülen alın teri ile sofradaki fiyat arasındaki uçurum artık bir adaletsizlik değil, tam anlamıyla bir sömürü haline geldi. Gübre, tohum ve özellikle mazot fiyatlarının dizginlenemez yükselişi, üreticiyi daha işin başında teslim bayrağını çekmeye zorluyor. Çiftçi, ektiği mahsulün maliyetini karşılayamayacağını bildiği için toprağını nadasa değil, kadere terk ediyor. Mesudiye Köyü’ndeki manzara, sadece bir yerel sorun değil; yanlış tarım politikalarının, sahipsiz bırakılan köylünün ve göz ardı edilen yerli üretimin acı bir izdüşümüdür. Emeğinin karşılığını alamayan bir adamın, evlatlarını o toprağa bağlı tutmasını bekleyemezsiniz.
KOP ve Göksu: Verilen Sözler Nerede?
Bölge çiftçisi için hayati önem taşıyan KOP projesi ve Göksu’nun akıbeti hala muammalığını koruyor. Yıllardır bitirilemeyen, raflarda bekletilen veya ağır aksak ilerleyen bu projeler, Karaman tarımının damarlarını kurutuyor. ‘Yapacağız’ denilen ancak bir türlü somut adıma dönüşmeyen vaatler, bugün bin dönüm arazinin boş kalmasının baş sorumlusudur. Su yoksa hayat yok, hayat yoksa üretim yok. Eğer bu projeler vaat edildiği gibi tamamlansaydı, bugün bin dönüm boş araziyi değil, Karaman’ın bereketli hasadını konuşuyor olacaktık. Verilmeyen suyun, tutulmayan sözlerin bedelini bugün tüm Türkiye sofrasındaki pahalılıkla ödüyor.
Tarım Bir Beka Meselesidir
Anahtar Parti cephesinden gelen uyarılar net: Tarım bir hobi değil, beka sorunudur. Bir ülkenin karnını doyuramaması, en büyük stratejik zafiyettir. Recep Karakoca’nın da vurguladığı gibi, güçlü bir Türkiye ancak güçlü bir çiftçiyle mümkündür. Üretenin kazandığı, aracının değil emektarın cebinin dolduğu bir düzen inşa edilmediği sürece, köylerden şehre kaçış sürecek ve boş kalan arazilerin sayısı katlanarak artacaktır. Göksu’nun suyunu tarlaya, adaleti ise çiftçinin sofrasına getirmek zorunluluktur. Bu düzeni kabul etmeyen irade, sahada çiftçinin sesi olmaya devam ederken; yetkililerin bu sessiz çığlığa ne zaman kulak vereceği ise merak konusu.






