Ankara, bir kez daha derin bir hayal kırıklığına sahne oldu. Milletin Meclisi’nde, kamuoyu vicdanını uzun süredir kanatan yolsuzluk iddialarının araştırılmasına yönelik verilen kritik bir önerge, iktidar partileri AKP ve MHP’nin oylarıyla reddedildi. Bu ret, sadece bir oylama sonucu değil, aynı zamanda şeffaflık, hesap verebilirlik ve adalete duyulan inancın bir kez daha yara alması anlamına geliyordu. CHP Karaman Milletvekili İsmail Atakan Ünver’in kürsüden yükselen sesi, ‘Susarak ve görmezden gelerek bu şaibelere ortak olmayın’ diye feryat ederken, Meclis duvarları arasında yankılanan bu çığlık, dışarıda milyonlarca vatandaşın sessiz çığlığına dönüştü. Halk, kendisine ‘üç maymunu’ oynayan bir iktidarın gölgesinde, karanlıkta kalan gerçekleri merak ediyor.
Sır Perdesi ve Meclis’in Rolü
Ünver’in çarpıcı ifadesiyle, ‘Bu düzen kara düzendir ve böyle devam edemez.’ Peki, neydi bu ‘kara düzen’? İktidarın, muhalefete yönelik en küçük bir şüphede dahi yargıyı hızla harekete geçirmekte tereddüt etmezken, kendi içinden yükselen devasa yolsuzluk ve haksız mal edinme iddiaları karşısında sağır ve dilsiz kalması, bu kara düzenin ta kendisiydi. Kamu görevlilerinin mal varlığı beyanı, 3628 sayılı kanunla açıkça düzenlenmiş, yasal bir zorunluluktur. Herkes, elde ettiği servetin kaynağını açıklamakla yükümlüdür. Ancak ne yazık ki, AKP iktidarı döneminde bakanlardan üst düzey bürokratlara kadar pek çok isim hakkında ortaya atılan sayısız yolsuzluk ve haksız zenginleşme iddiasının büyük bir kısmı ya üzeri kapatıldı ya da görmezden gelindi. Milletvekilleri, el kaldırıp indirerek, bu tür hayati konularda sırtlarını dönerek, kendilerine oy veren vatandaşın ‘temsil görevi’ni hakkıyla yerine getirmiş sayılabilir mi? Ünver’in de altını çizdiği gibi, bu şekilde davrananlar, millete karşı sorumluluğunu yerine getirmek bir yana, doğrudan bu şaibelerin vebaline ortak olmaktadır.
Mal Varlığı Beyanları: Adaletin Körü Noktası
Bir ülkede yönetenlerin şeffaflığı, o ülkenin temel direklerinden biridir. Mal varlıklarının kaynağını açıklamaktan kaçınmak ya da bu tür araştırma önergelerini reddetmek, yalnızca mevcut şüpheleri derinleştirmekle kalmaz, aynı zamanda kamu kurumlarına olan güveni de temelden sarsar. Halkın alın teriyle ödediği vergilerin, nasıl harcandığına dair en ufak bir şaibenin dahi üzerine gidilmesi, demokrasinin ve hukukun üstünlüğünün olmazsa olmazıdır. Meclis, denetim görevini layıkıyla yerine getirmediğinde, aslında kendi varlık sebebine de gölge düşürmüş olur. Daha önce de benzer araştırma önergelerinin akıbeti biliniyor; her defasında bir duvara çarpmış gibi reddedildi. Bu durum, toplumda giderek artan bir adaletsizlik ve çifte standart algısı yaratıyor.
Yoksulluk Sarmalı ve Kara Düzenin Bedeli
CHP Milletvekili Ünver’in vurguladığı gibi, ‘Yolsuzluk olunca millet de yoksul kalıyor.’ Bu sözler, sadece bir siyasi slogan değil, yıllardır acı gerçeklerle yüzleşen milyonların ortak feryadıdır. Kamu kaynaklarının şaibeli yollarla çarçur edildiği, belirli çevrelerin haksız kazanç elde ettiği bir düzende, ekonomik krizlerin derinleşmesi, enflasyonun dizginlenememesi, işsizliğin artması kaçınılmazdır. Vatandaşın sofrasındaki ekmeğin küçülmesi, çocukların geleceğinden endişe edilmesi, bu kara düzenin doğrudan bir sonucudur. Yolsuzluk, sadece ahlaki bir çöküş değil, aynı zamanda bir ülkenin ekonomik gelişimini baltalayan en büyük düşmandır. Paranın, hak edene değil, ‘güçlü’ olana akması, piyasalarda güvensizlik yaratır, yatırımları caydırır ve nihayetinde tüm toplumu yoksullaştırır.
Hesap Günü Gelmeden…
Elbette, iktidarın bu tür önergeleri reddetmesi, halkın hafızasından silinmeyecektir. Siyasetçilerden bürokratlara kadar, kamu kaynaklarını kullanan herkesin, elde ettiği mal varlığının kaynağını açıklama mecburiyeti, vicdani olduğu kadar yasal bir zorunluluktur. Ünver’in son çağrısı, Meclis’in üzerine düşeni sandıkta hesap sorulmadan önce yapması gerektiği yönündeydi. Çünkü milletimiz, kendisini yoksul bırakan, açlığa mahkûm eden bu ‘kara düzenin’ hesabını ilk sandıkta sormaya muktedirdir. Gazi Meclis’in görevi, bu gerçeği görmezden gelmek değil, adaleti sağlamak ve şaibelerin üzerindeki perdeyi kaldırmak olmalıdır. Aksi takdirde, tarih, bu sessizliği ve ret oylarını da kaydedecektir. Ve o kayıt, gelecek nesillere bırakılacak en acı miras olacaktır.





