Yalova’nın Çınarcık ilçesine bağlı Esenköy beldesinde, kendilerini sözde “aşiret” olarak tanımlayan bir grubun yarattığı mafya düzeni, masum bir bebeğin kanıyla sonuçlandı. Bir yıldır süregelen sistematik mobbing, mermi çekirdekli tehditler ve “burayı terk edin” notları, en sonunda 14 aylık bir sabinin kafatasının çatlatıldığı vahşi bir saldırıya dönüştü. Bu sadece bir komşu kavgası değil; hukukun gözü önünde sergilenen bir barbarlıktır.
Sistematik Tehdit: Mermi Çekirdeğinden Odunlu Saldırıya
İstanbul’da çalışan ve sadece hafta sonları ailesinin yanına gelebilen mağdur baba M.B., yaklaşık bir yıl önce taşındıkları evde huzur yüzü görmedi. Vanlı olduklarını ve “aşiret” gücüne sahip olduklarını iddia eden şahıslar, 4 çocuklu aileyi bölgeden sürmek için her türlü kirli yönteme başvurdu. Kapıya bırakılan mermi çekirdekleri ve tehdit notları, olayın vahametini aylar öncesinden haber vermesine rağmen, caydırıcı bir önlem alınmaması facianın kapısını araladı. Devletin kolluk kuvvetine dahi meydan okuyan bu zihniyet, toplumsal huzurun önündeki en büyük engeldir.
Olay günü iftar saati öncesinde yaşananlar, saldırganlığın sınır tanımadığını bir kez daha kanıtladı. Mağdur baba, jandarma ekiplerine araç kamerası görüntülerini teslim ederken, kucağındaki 14 aylık kızıyla birlikte vahşi bir pusuya düşürüldü. Şüpheli Ş.E., elindeki odun parçasıyla jandarma personelinin hemen yanında baba ve bebeğine saldırdı. Olayın dehşet verici boyutu hastane raporlarıyla tescillendi: Minik bebeğin kafatası çatladı, babanın ise burnu ve başında kırıklar oluştu. Bu, doğrudan bir cana kastetme eylemidir.
Adalet Nerede? Uzaklaştırma Kararı Kağıt Üstünde Kaldı
Hukuki sürecin işleyişindeki aksaklıklar, mağdur aileyi daha da büyük bir korku sarmalına itiyor. Saldırıyı gerçekleştiren Ş.E. tutuklanmış olsa da, aylardır aileyi taciz eden ve hakkında halihazırda uzaklaştırma kararı bulunan diğer şüpheli S.E.’nin serbest bırakılması akıllara durgunluk veriyor. Mağdur babanın “4 çocuğumla nereye sığınayım?” feryadı, aslında sistemin güvenlik boşluklarına vurulan sert bir tokattır. Uzaklaştırma kararlarının kağıt üzerinde kalması, bu tür “zorba” yapıların daha da cesaretlenmesine neden olmaktadır.
Analiz etmek gerekirse; kendisini “aşiret” kisvesi altına saklayan bu tür yapılar, şehir hayatında feodaliteyi yaşatmak isteyerek kamu düzenini hiçe saymaktadır. Bir bebeğin canına kastedilecek kadar gözü dönmüş bir caniliğin, sadece basit bir “yaralama” dosyası olarak görülmesi kamu vicdanını yaralayacaktır. Yalova’daki bu olay, Türkiye’deki site ve mahalle zorbalığı sorununu tekrar gündeme taşırken, yetkililerin acilen daha sert ve koruyucu tedbirler alması gerektiğini gösteriyor. Mağdur ailenin can güvenliği şu an sadece pamuk ipliğine bağlıdır; devletin demir yumruğu bu zorbaların tepesine inmedikçe hiçbir vatandaş güvende olmayacaktır.






