İslam Dünyasının 5. Harem-i Şerif’inde Kayıp İzler
Diyarbakır’ın kalbi, İslam dünyasının 5’inci Harem-i Şerif’i olarak kabul edilen tarihi Ulucami, bugünlerde sessiz ama derin bir tartışmanın merkezinde yer alıyor. Ankara kulislerinde kültür mirasımızın korunmasına dair hassasiyetler her geçen gün artarken, Diyarbakır’dan gelen bir haber, tarihin tozlu raflarından süzülüp gündeme bomba gibi düştü. Eğitimci-yazar Mehmet Ali Abakay’ın yıllar süren titiz araştırmaları, caminin görkemli duvarlarındaki büyük bir boşluğu, yani kayıp kitabeler gizemini gün yüzüne çıkardı.
Kayapınar ilçesinde, 3 oda 1 salondan oluşan dairesini 200 bini aşkın kitapla devasa bir ‘Şehir Araştırmaları Merkezi’ne dönüştüren Abakay, 35 yıllık birikimini bu gizemi çözmek için seferber etti. Sur ilçesindeki tarihi cami üzerinde yaptığı incelemelerde, duvarın sağ ve sol tarafında yer alan iki boşluğun, aslında orada olması gereken ancak bir şekilde ortadan kaybolan iki önemli kitabeye ait olduğunu saptadı. Bu boşluklar, sadece fiziksel bir eksikliği değil, aynı zamanda şehrin hafızasındaki bir kopukluğu da temsil ediyor.
35 Yıllık Arşivden Çıkan Çarpıcı Gerçek
Araştırmacı Abakay, bu kitabelerin akıbetini öğrenebilmek adına seyahatnamelerden şarkiyatçıların notlarına kadar geniş bir külliyatı taradı. Ancak ne yerli gezginlerin kayıtlarında ne de batılı yazarların eserlerinde bu kitabelerin izine rastlanabildi. Diyarbakır’ın 1515 yılında Osmanlı hakimiyetine girmesiyle başlayan süreçte, bölgeye gelen ‘gezgin’ maskeli misyonerlerin ve şarkiyatçıların bu tür tarihi eserleri yurt dışına kaçırmış olma ihtimali üzerinde duruluyor.
Tarihi kaynaklarda yer almayan bu kitabelerin, cami mimarisiyle bütünleşen bazalt taşlar üzerindeki izleri hala tazeliğini koruyor. Abakay, duvarlardaki geometrik formların ve boşlukların sıradan bir aşınma olmadığını, bilinçli bir yerinden etme operasyonunu işaret ettiğini vurguluyor. Bir padişahın veya dönemin sultanının imzasını taşıyan birkaç cümlelik bir kitabenin, tarihin akışını değiştirecek bilgiler barındırabileceği gerçeği, konunun ehemmiyetini bir kat daha artırıyor.
Bakanlık ve Vakıflar Genel Müdürlüğü Göreve Çağrıldı
Kayıp kitabelerle ilgili belirsizliğin giderilmesi için Kültür ve Turizm Bakanlığı ile Vakıflar Genel Müdürlüğü’ne açık bir çağrıda bulunuldu. Ankara’daki bürokrasi koridorlarında yankı bulması beklenen bu çağrı, kitabelerin belki de Diyarbakır Etnografya Müzesi depolarında unutulmuş olabileceği ihtimalini de barındırıyor. Eğer bir envanter kaydı bulunamazsa, caminin orijinal dokusuna uygun bazalt taşlarla bu ‘çirkin’ görüntünün ortadan kaldırılması ve tarihi dokunun ihyası hedefleniyor.
Ulucami gibi dünya mirası niteliğindeki yapıların üzerindeki her bir taşın, devletin titizliğiyle korunması gerektiğini belirten uzmanlar, bu tür kayıpların peşine düşülmesinin milli bir görev olduğu görüşünde birleşiyor. Şimdi gözler, yetkili kurumların bu tarih nöbetine vereceği yanıta çevrilmiş durumda.






