Ekonomik Kriz ve Savaş Bahanesi
Türkiye’nin içinde bulunduğu ekonomik dar boğaz, her geçen gün vatandaşın omzundaki yükü biraz daha ağırlaştırıyor. DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları’nın son açıklamaları, tam da bu noktada sokağın, mutfağın ve çarşı pazarın gerçek sesini siyasetin merkezine taşıyor. İktidarın, bölgedeki gerilimleri ve olası savaş senaryolarını ekonomik krizin bir kılıfı olarak kullanma çabası, bugün geniş kitleler tarafından sorgulanıyor. Vatandaş, ‘geçinemiyoruz’ çığlığını yükseltirken, siyasi iradenin bu çığlığı dış politika argümanlarıyla bastırma girişimi, toplumsal adaletin önündeki en büyük engellerden biri olarak duruyor.
Sadece Bir Günlük Değişimin Hayali
Hatimoğulları’nın çizdiği o çarpıcı tabloyu düşünün: Bir pazartesi sabahına uyanıyoruz ve yerel yönetimlerin iradesine konulan ipotekler kaldırılmış. Seçilmiş isimlerin görevlerine iade edildiği, halkın iradesinin bizzat sandıktan çıktığı gibi tecelli ettiği bir sabah… Bu sadece bir yerel yönetim meselesi değil, aynı zamanda Türkiye’nin demokrasiye olan inancının yeniden tazelenmesi anlamına geliyor. Cumhuriyetin ikinci yüzyılına girerken, demokratikleşme sancıları çeken bu topraklarda, halkın iradesine saygı duymak bir tercih değil, anayasal bir zorunluluktur. Kayyum politikalarının yarattığı tahribat, sadece siyasi değil, toplumsal bir kırılmayı da beraberinde getiriyor.
Adalet Bekleyen İsimler ve 86 Milyonun Mutluluğu
Hukukun üstünlüğü ve adalet terazisinin dengesi, bir toplumun huzur içindeki en büyük teminatıdır. Hatimoğulları, AYM ve AİHM kararlarına vurgu yaparak; Selahattin Demirtaş, Figen Yüksekdağ, Can Atalay ve Gezi davası tutuklularının özgürlüklerine kavuşmasının toplumsal bir barış iklimi yaratacağını savunuyor. Bu isimlerin serbest kalması, sadece bir kesimin değil, hukukun evrensel ilkelerine inanan 86 milyonun ortak nefesi olabilir mi? Siyasetin kör düğümlerini çözmek için bazen sadece yasaları uygulamak ve vicdanın sesini dinlemek yeterlidir. Unutulmamalıdır ki; geciken adalet, adalet olmadığı gibi, toplumsal vicdanda açılan yaraları da derinleştirmekten başka bir işe yaramıyor.
Süreç ve İlkeli Siyaset Vurgusu
Son dönemde konuşulan ‘yeni süreç’ tartışmalarına da değinen Hatimoğulları, DEM Parti’nin duruşunu net bir dille ortaya koyuyor. Yolsuzluklara, haksızlıklara ve antidemokratik uygulamalara karşı ‘sessiz kalalım da süreç zarar görmesin’ anlayışına asla prim vermeyeceklerini belirten Eş Genel Başkan, ilkeli siyasetin altını çiziyor. Yanlışa yanlış, doğruya doğru diyebilme cesareti, bugünün Türkiye’sinde en çok ihtiyaç duyulan erdemdir. Türkiye’nin ihtiyacı olan şey, kapalı kapılar ardındaki pazarlıklar değil, şeffaf, demokratik ve herkesi kucaklayan bir yönetim anlayışıdır. Gelecek nesillere bırakılacak en büyük miras, ancak demokratikleşmiş bir Cumhuriyet olabilir.






