Türkiye Cumhuriyeti’nin kalbi, adaletin ve yasamanın merkezi olan Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM), geçtiğimiz günlerde kamuoyu vicdanını derinden yaralayan bir skandalla çalkalanmıştı. Meclis lokantasında staj yapan 18 yaşından küçük dört kız öğrencinin, burada görevli personel tarafından sistematik cinsel tacize ve istismara maruz kaldığı iddiaları, yargı sürecinde yeni bir safhaya taşındı. Bir üst mahkeme, kamuoyunda infial yaratan tahliye kararına “dur” diyerek, adaletin tecellisi adına kritik bir adım attı.
Hukukun Gölgesinde Sarsıcı İddialar ve Yargılama Süreci
Olay, 2024-2025 eğitim döneminde TBMM lokantasında stajyer olarak görev yapan D.K. isimli öğrencinin, Ankara İl Emniyet Müdürlüğü Çocuk Şube Müdürlüğü’ne giderek yaşadığı dehşeti anlatmasıyla gün yüzüne çıktı. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından titizlikle yürütülen soruşturma neticesinde, sadece D.K.’nin değil, toplamda dört mağdurenin benzer istismarlara maruz kaldığı saptandı. Hazırlanan iddianamede sanıklar Halil İ.G., Durmuş U., İbrahim B., Ramazan Ç. ve Recep S. hakkında ‘Sarkıntılık yapmak suretiyle çocuğun cinsel istismarı’ ve ‘Çocuğa karşı cinsel taciz’ suçlamalarıyla 16 yıl 6’şar aya kadar hapis cezası talep edildi. Uzmanlar, devletin en üst kademesinde gerçekleşen bu tür vakaların, toplumdaki güven duygusunu zedelediğine ve kamu kurumlarındaki denetim mekanizmalarının sorgulanması gerektiğine dikkat çekiyor.
Yargı Kararındaki Gel-Gitler ve Adalet Arayışı
Ankara 57’nci Asliye Ceza Mahkemesi’nde görülen davanın ikinci duruşmasında, tutuklu sanıklar hakkında verilen tahliye kararı, hukuk çevrelerinde ve toplumda şaşkınlıkla karşılanmıştı. Ancak Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’nın yerinde ve kararlı itirazı, hukuki süreci yeniden rotasına soktu. Bir üst mahkeme, delil durumu ve suçun niteliğini göz önünde bulundurarak tahliye kararını iptal etti ve sanıkların yeniden tutuklanmasına hükmetti. Karar sonrası Durmuş U., İbrahim B. ve Recep S. emniyet güçlerince yakalanarak cezaevine gönderilirken, davanın kilit isimlerinden Halil İ.G.’nin firari durumda olması ise dikkat çekici bir ayrıntı olarak kayıtlara geçti. Bu vaka, stajyer öğrencilerin çalışma hayatında maruz kalabileceği mobbing ve taciz vakalarına karşı koruyucu yasaların ne denli hayati olduğunu bir kez daha kanıtlarken, yargının bu sert dönüşü toplumsal vicdanın bir nebze olsun nefes almasını sağladı.






