Silivri Kapısında Yükselen Tansiyon Yeni Bir Kriz Doğurdu
İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) bünyesindeki yolsuzluk iddiaları üzerine inşa edilen davanın yankıları, duruşma salonlarının dışına taşarak yeni bir hukuk krizinin fitilini ateşledi. Tutuklu yargılanan eski CHP milletvekili Aykut Erdoğdu’nun eşi ve aynı zamanda müdafi avukatı olan Tuba Torun Erdoğdu’nun 30 Nisan tarihindeki duruşma çıkışında sarf ettiği sözler, yargı makamları tarafından mercek altına alındı. Silivri yerleşkesinin önünde kameralara yansıyan o anlar, sadece bir savunma refleksi değil, yargı sistemine yönelik sert bir çıkış olarak kayıtlara geçti.
Kritik İtirafçı Serbest Kalınca İpler Koptu
Davanın seyrini değiştiren en önemli kırılma noktası, itirafçı sanık Adem Soytekin’in savcılık makamı tarafından tahliyesinin talep edilmesi oldu. Eşinin tutukluluk halinin devam etmesine karşın davanın kilit isimlerinden birinin serbest bırakılma ihtimaline sert tepki gösteren Tuba Torun Erdoğdu, yaptığı açıklamada çıtayı oldukça yükseğe taşıdı. Erdoğdu’nun “Aykut Erdoğdu salınmazsa buradan ilan ediyorum. Bu savaş ilanıdır” şeklindeki ifadeleri, kamuoyunda ve hukuk camiasında geniş yankı uyandırdı. Bu cümleler, bir avukatın savunma sınırlarını aşıp aşmadığı tartışmasını da beraberinde getirdi.
Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığı Düğmeye Bastı
Söz konusu açıklamaların ardından Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığı vakit kaybetmeden harekete geçti. Başsavcılık tarafından yapılan resmi duyuruda, Erdoğdu’nun basın açıklaması sırasında kullandığı ifadelerin, Avukatlık Kanunu hükümleri ve genel hukuk normları çerçevesinde incelemeye alındığı belirtildi. Bu hamle, yargı erkinin kendi otoritesine yönelik gördüğü tehditlere karşı verdiği kurumsal bir yanıt olarak yorumlanıyor. İncelemenin odağında, kullanılan üslubun yargı bağımsızlığını hedef alıp almadığı ve bir avukatın mesleki etik sınırları içerisinde kalıp kalmadığı sorusu yatıyor.
Küçük Bir Kıvılcım Büyük Bir Siyasi Çatışmaya Dönüşebilir
Stratejik açıdan bakıldığında bu olay, sadece tekil bir inceleme dosyasından ibaret değil. 2026 Türkiye’sinde yargı ile siyaset arasındaki o ince dengenin ne kadar kırılgan olduğunu bir kez daha kanıtlıyor. Erdoğdu cephesi bu çıkışı bir “haksızlığa karşı haykırış” olarak nitelerken, yargı cephesi ise bu dili “hukuk düzenine meydan okuma” olarak görüyor. Önümüzdeki günlerde bu incelemenin bir disiplin soruşturmasına mı yoksa yeni bir ceza davasına mı evrileceği, İBB davasının genel gidişatını ve muhalefetin yargıya olan bakış açısını derinden etkileyecek potansiyele sahip. Savunma hakkının kutsallığı ile devlet kurumlarının prestiji arasındaki bu gerilim, yakın gelecekte daha büyük hukuki tartışmaların kapısını aralayacak gibi görünüyor.






