Diplomasinin Görünmeyen Faturası
Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın İran, Mısır ve Amerikalı yetkililerle yaptığı telefon görüşmeleri, son günlerin en sıcak haberlerinden. Masada, bölgesel savaşın gidişatı ve barış çabaları var. Ancak bu görüşmelerin, kapalı kapılar ardında süren bu diplomasi trafiğinin vatandaşın cebine yansıyan o ‘görünmeyen faturasını’ kaç kişi konuşuyor? Diplomatlar konuşurken, mutfaktaki yangın büyüyor, market fiyatları cep yakıyor. Çünkü her bitmeyen savaş, her belirsizlik, bizim sofralarımızdan bir parça daha eksiltiyor.
Bölgesel Gerilimin Ekonomik Yükü
Bölgedeki çatışmaların sadece insan hayatına değil, ekonomiye de tarifsiz bir bedeli var. Enerji fiyatları tırmanıyor, lojistik zincirleri kopma noktasına geliyor, gıda maliyetleri fahiş seviyelere ulaşıyor. Bakın, sadece son birkaç ayda akaryakıt fiyatlarındaki artışa, market raflarındaki zamlara… Bunların hepsi, diplomasinin tıkandığı noktada ödediğimiz birer bedel. Fidan’ın telefon diplomasisi, işte tam da bu ekonomik yangını söndürme, en azından biraz olsun dizginleme çabası olarak okunmalı. Ama yetiyor mu? Maalesef, sadece görüşmekle bu fatura küçülmüyor.
Vatandaşın Mutfak Yangını ve Beklentileri
Ekonomi şefi olarak benim derdim belli: Bu görüşmelerin vatandaşın sofrasına ne yansıdığı. Bölgesel gerilimler, doğrudan ülkemizin risk primi üzerinde baskı yaratıyor, yabancı yatırımcıyı ürkütüyor, Türk Lirası üzerindeki değer kaybı baskısını artırıyor. Bu da enflasyon olarak geri dönüyor, ev kirasından ekmek fiyatına kadar her şeyi vuruyor. Bakan Fidan’ın İranlı mevkidaşı Arakçi ve Mısırlı Abdulati ile yaptığı telefon diplomasisi, belki tansiyonu düşürme niyeti taşıyor. Ancak asıl mesele, bu görüşmelerden somut bir sonuç çıkıp çıkmayacağı. Çünkü vatandaş artık boş vaatler ya da tekrarlanan diyalog çağrıları değil, cebine dokunan bir rahatlama bekliyor.
Savaşın Perde Arkası Maliyetleri ve Gelecek
Savaş sadece cephede değil, dünya borsalarında, enerji koridorlarında ve sizin banka hesaplarınızda da sürüyor. Dış politika adımları atılırken, atılan her adımın, konuşulan her kelimenin ve hatta konuşulmayan her sessizliğin bir ekonomik karşılığı olduğunu unutmamak gerek. Bu görüşmelerin, savaşın gidişatını durdurma çabaları olarak sunulması iyi niyetli olabilir. Ancak biz ekonomistler, kağıt üzerindeki iyi niyetten çok, sahadaki ve marketteki somut iyileşmeye bakarız. Bu diplomasi hamlesinin, Türkiye’nin ve bölgenin üzerindeki ekonomik yükü gerçekten hafifletip hafifletmeyeceğini hep birlikte göreceğiz. Yoksa yine ‘görüştüler ama değişen bir şey yok’ diyerek, artan faturalarla baş başa mı kalacağız? Bu sorunun cevabı, maalesef hala havada asılı duruyor ve mutfaklardaki yangın da sönmek bilmiyor.






