MENÜ
06 Haziran 2026 Cumartesi
DOLAR 46,1116 ▲ %0,02
EURO 53,1487 ▼ %0,94
ALTIN 6.409,16 ▼ %3,23

Saray’dan Kahramanmaraş’a: O Telefonların Ardındaki Yas

Acının Sesi ve Devletin Soğukkanlı Duruşu

Kahramanmaraş’ta meydana gelen ve hepimizin vicdanında derin yaralar açan okul saldırısının yankıları sürerken, devletin en üst kademesinden gelen hamle, meselenin sadece bir asayiş olayı olmadığını bir kez daha hatırlattı. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, saldırıda evlatlarını yitiren ailelerle tek tek görüşerek taziyelerini iletti. Ancak bu görüşmeler, alışılagelmiş bir protokol gereği olmanın çok ötesinde anlamlar taşıyor. Bir babanın, bir annenin en büyük kabusu gerçek olmuşken, telefonun ucundaki o sesin temsil ettiği güç, aslında toplumun ortak yasını ve sarsılan güven duygusunu onarma çabasıdır.

Saldırının gerçekleştiği andan itibaren bölgeden gelen görüntüler, modern dünyanın güvenli alanlar olarak pazarladığı eğitim kurumlarının ne kadar kırılgan olabileceğini gösterdi. Cumhurbaşkanı’nın ailelerle kurduğu bu doğrudan temas, bürokratik engelleri aşan bir insani dokunuşu simgeliyor. Ancak burada asıl sormamız gereken soru şu: Bir facianın ardından gelen teselli mi daha kıymetlidir, yoksa o facianın yaşanmasına zemin hazırlayan güvenlik açıklarının kökten sorgulanması mı? Devlet, taziye verirken aynı zamanda bir söz veriyor; bu sözün ağırlığı, ailelerin o telefondan sonraki sessiz bekleyişinde gizli.

Güvenlik İllüzyonu ve Toplumsal Yüzleşme

Haber bültenlerine düşen ‘taziye telefonu’ bilgisi, çoğu zaman sıradan bir haber gibi tüketiliyor. Oysa bu telefon görüşmeleri, bir ülkenin geleceği olan çocukların korunamadığı o anın itirafıdır. Kahramanmaraş gibi huzur kenti olarak bilinen bir yerde, okul bahçesinin bir şiddet alanına dönüşmesi, toplumsal olarak nerede hata yaptığımızı yüzümüze çarpıyor. Sadece saldırganı suçlayıp geçmek, vicdanımızı rahatlatmanın en kolay yoludur. Oysa asıl provokatif gerçek, şiddetin sokağa, okula ve zihnimize bu kadar kolay sızabilmesidir.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ailelere ulaştırdığı başsağlığı mesajları, devletin ‘yanındayız’ mesajını somutlaştırsa da, bu trajedi sonrası alınacak önlemlerin sertliği ve hızı, asıl belirleyici faktör olacak. Ailelerin yaşadığı o tarifsiz boşluk, hiçbir telefon görüşmesiyle dolmayacak kadar derin. Yine de en tepeden gelen bu ilgi, adaletin yerini bulacağına dair verilen zımni bir söz olarak kayıtlara geçiyor. Toplum olarak bu olayı sadece bir ‘saldırı’ parantezinde değil, çocuk güvenliği ve radikalleşme ekseninde yeniden okumamız gerekiyor.

Ritüellerin Ötesinde Bir Sorumluluk

Şimdi herkes bu acının sıcaklığıyla benzer cümleler kuruyor. Ancak asıl sınav, kameralar kapandığında ve o telefonlar kapandığında başlayacak. Kahramanmaraş’ta hayatını kaybeden o gençlerin isimleri birer istatistiğe mi dönüşecek, yoksa bu olay bir milat mı olacak? Cumhurbaşkanı’nın bu kişisel hassasiyeti, alt kademelerdeki güvenlik ve eğitim politikalarının ne kadar ciddiyetle ele alınacağını da tayin edecektir. Bizler ekran başında bu taziye haberlerini okurken, aslında kendi güvenliğimizin ne kadar pamuk ipliğine bağlı olduğu gerçeğiyle yüzleşiyoruz.

Bir devlet başkanının taziye araması, yaslı aileler için o anlık bir tutunma noktası olabilir. Ancak asıl teselli, o ailelerin çocuklarının öldüğü okulların yarın daha güvenli hale gelmesidir. Şiddetin her türlüsüne karşı geliştirilen reflekslerin, sadece olay sonrası taziye telefonlarıyla sınırlı kalmaması, bu toprakların en büyük beklentisidir. Bugün Kahramanmaraş ağlıyor, yarın başka bir kentin ağlamaması için bu telefonların ardındaki kararlılığın sahaya yansıması şart.

Yorum Yap

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir