MENÜ
04 Haziran 2026 Perşembe
DOLAR 45,9873 ▲ %0,02
EURO 53,5303 ▲ %0,27
ALTIN 6.599,81 ▲ %0,70

O Devir Kapandı: Hastaya Şiir, Topluma Bilgelik Sunan Doktor Sustu

Türkiye Bir Devri Kaybetti: Hüsrev Hatemi Geride Ne Bıraktı?

Türkiye, sıradan bir vefat haberiyle değil, bir devrin kapanışıyla sarsıldı. Prof. Dr. Hasan Hüsrev Hatemi, sadece bir tıp profesörü değildi; o, reçetelere şiir yazan, bilimi insan ruhuyla harmanlayan, entelektüel derinliğiyle toplumun vicdanı olmuş bir bilgenin son temsilcilerindendi. Onun aramızdan ayrılışı, sadece bir bedenin toprağa verilişi değil, aynı zamanda modern dünyanın unuttuğu bir insanlık manifestosunun sessizliğe bürünmesidir. Bu kayıp, basit bir başsağlığı mesajıyla geçiştirilemez; o, aynayı toplumun yüzüne tutan, bizi kendi değerlerimizle yüzleştiren bir boşluk bırakmıştır.

Hümanizmin Son Kale Muhafızı

Kezban Hatemi’nin “elinin değmediği kimse yoktu, iyilik yapmadığı kimse kalmamıştı” sözü, bir hekimin ötesinde bir şefkat abidesinin tanımıydı. Şair Hüseyin Akın’ın vurguladığı gibi, o “hekimlikle hâkimliği kişiliğinde mezcetmiş” ender bir şahsiyetti. Tıp ilmini sadece biyolojik bir süreç olarak değil, insanın varoluşsal bir bütünlüğü olarak ele alan Hatemi, bu yaklaşımıyla hem öğrencilerine hem de sayısız hastasına sadece şifa değil, aynı zamanda bir yaşam felsefesi aşıladı. Modern tıbbın giderek uzmanlaşma ve mekanikleşme eğiliminde olduğu bir dönemde, Hatemi’nin insan odaklı, edebiyatla yoğrulmuş hekimlik anlayışı, adeta kadim bir geleneğin son nefesiydi. O, hastalıkla boğuşan ruhlara sadece ilaçla değil, kelimeyle, şiirle dokunan, bu ülkenin ruh sağlığının da bir nevi doktoruydu.

Bir Çağın Tapu Sicil Muhafızı

Şair Hüseyin Akın’ın “eski günlerin tapu sicil muhafızıydı” benzetmesi, Hatemi’nin ne denli geniş bir hafıza ve kültürel birikime sahip olduğunu çarpıcı bir biçimde ortaya koyuyor. O, geçmişin değerlerini, inceliklerini ve yaşanmışlıklarını hafızasında taşıyan, bu bilgiyi genç kuşaklara aktaran bir köprüydü. 1938 İstanbul doğumlu Hatemi, Cumhuriyet’in ilk yıllarından itibaren Türkiye’nin geçirdiği büyük değişimlerin, kültürel dönüşümlerin canlı bir tanığıydı. Hem tıp eğitimi alıp Cerrahpaşa Tıp Fakültesi’nde uzun yıllar öğretim üyeliği yaparken hem de edebiyat dünyasına sayısız eser kazandırması, onun sadece bir mesleğe değil, bir medeniyete adanmışlığının ispatıydı. Bu türden çok yönlü aydınlar, günümüzün sığlaşan dünyasında giderek azalan, kaybolan türden değerlerdir. Onun vefatıyla, sadece bir kişi değil, bir dönemin son izleri de siliniyor.

Toplumsal Yansıma ve Kapanan Boşluk

Yazar Mustafa Ruhi Şirin’in “dünya benim için daha tenha, daha ıssız” ifadesi, Hatemi’nin hayatına dokunduğu her birey için nasıl bir boşluk bıraktığını anlatıyor. Onun kaybı, sadece akademik ve edebi çevreleri değil, toplumsal vicdanı da derinden sarsıyor. Dergah Yayınları’nın “Nice hastaya şifa, nice talebeye ilim, nice insana tebessüm, nice çiçeğe göz oldu” sözleri, onun kapsayıcı ve dönüştürücü etkisini özetliyor. Bu tür figürlerin eksikliği, toplumu kutuplaşmalara, sığ tartışmalara ve insaniyetten uzaklaşmaya daha açık hale getiriyor. Bugün, Hatemi gibi hem eleştiren hem birleştiren, hem bilgi sunan hem de şefkat dağıtan seslere dünden daha çok ihtiyaç duyduğumuz bir gerçek. Toplumun her kesiminden insanın sevgisini kazanan bu yürek, Beşiktaş’taki Barbaros Hayrettin Paşa Camisi’nde kılınacak cenaze namazının ardından Zincirlikuyu Mezarlığı’na defnedilecek. Ancak, onun mirası ve geride bıraktığı düşünce feneri, karanlıkta kalanlara yol göstermeye devam edecektir.

Yorum Yap

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir