MENÜ
04 Haziran 2026 Perşembe
DOLAR 45,9873 ▲ %0,02
EURO 53,5303 ▲ %0,27
ALTIN 6.599,81 ▲ %0,70

Müzelerdeki ‘Diplomatik’ Soygun: Smyrna Başı Döndü

Modern Barbarlığın Arşivlerdeki İzi

Kendi toprağınıza ait olanın, okyanusun ötesindeki lüks malikânelerden bir ‘lütuf’ gibi iade edilmesini kutlamak mı gerekir, yoksa bu hırsızlığın nasıl bu kadar kolay yapılabildiğini mi sorgulamalıyız? ABD’nin Denver Sanat Müzesi’nde yıllarca sergilenen ve Smyrna (İzmir) kökenli olduğu tescillenen MS 5’inci yüzyıla ait o mermer heykel başı artık evinde. Ancak bu iade hikayesi, sadece bir sanat eserinin geri dönüşü değil; aynı zamanda diplomatik kılıf altına gizlenmiş bir kültürel yağmanın da itirafıdır. Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy’un duyurduğu bu gelişme, tarihimizin nasıl sessiz sedasız paketlenip götürüldüğünü bir kez daha yüzümüze çarpıyor.

Başkonsolosun Evindeki ‘Hediye’ Miras

Eserin Denver’a giden yolu, aslında sistemin nasıl işlediğini kanıtlıyor. 1946-1948 yılları arasında İstanbul’da görev yapan ABD Başkonsolosu Clarence Edward Macy’nin eşi Marie Thérèse Macy tarafından 1989 yılında müzeye bağışlanan bu eser, ‘aile yadigarı’ muamelesi görmüş. Peki, 1934 yılında Smyrna Agora kazılarında bulunduğu resmi raporlarla sabit olan bir eser, nasıl olur da bir diplomatın evine girer? 1934 tarihli Türk Tarih, Arkeologya ve Etnografya dergisi bu eseri açıkça tanımlarken, eserin yasadışı yollarla yurtdışına çıkarıldığı gerçeği bugün artık saklanamaz bir boyuta ulaştı. Müzenin ‘işbirliği yapma’ kararı, aslında bilimsel verilerin karşısında duramayacaklarını anlamalarından kaynaklanıyor.

Theodosius Döneminin Keskin Bakışları

25 santimetre yüksekliğindeki bu erkek portresi, sadece bir taş parçası değil. MS 5’inci yüzyılın ikinci yarısına, yani imparatorluğun estetik anlayışının dönüştüğü Theodosius dönemine ait. Göz bebeklerindeki matkap izleri, izleyiciyi takip eden o vakur ve güçlü ifade, Efes-Smyrna bölgesindeki atölyelerin ne denli yüksek bir sanat anlayışına sahip olduğunu gösteriyor. Boynu kırık ve eksik olsa da, kısa sakallı bu figürün yüz hatlarındaki ifade gücü, o dönemin İzmir’inin entelektüel derinliğini yansıtıyor. Prof. Dr. Akın Ersoy ve Ankara Anadolu Medeniyetleri Müzesi uzmanlarının titiz raporları, bu eserin aidiyetini hiçbir şüpheye yer bırakmayacak şekilde kanıtladı.

Vatandaş İçin Sadece Bir Müze Objesi mi?

Bir heykel başının İzmir Arkeoloji Müzesi’ne getirilmesi, sıradan bir ‘envanter artışı’ olarak görülmemeli. Bu, bu toprakların hafızasının parça parça geri toplanmasıdır. Kendi tarihimize sahip çıkmadığımızda, o tarihin başkalarının şömine üstü süsü haline gelmesi kaçınılmazdır. Bugün İzmir’de sergilenmeye başlanan bu portre, aslında bize şunu soruyor: Elimizden kayıp giden başka neler var? Geçmişin izlerini takip etmek ve yasadışı yollarla koparılan her parçayı geri istemek bir tercih değil, bu toprakların mirasçıları olarak temel sorumluluğumuzdur. Bu başarı, uluslararası hukuk ve kararlı bir takibin sonucudur; ancak asıl zafer, bu eserlerin bir daha asla ‘bağış’ adı altında başka ülkelerin koleksiyonlarına dahil edilemeyeceği bir bilinç inşa etmektir.

Yorum Yap

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir