Mesele Sadece Bir Tarih Değil, Alın Teri
Toprağın bereketini, çiftçinin nasırlı elleriyle büyüttüğü mahsulü korumak bizim boynumuzun borcu. Bugün mutfağımızdaki en büyük dertlerden biri, neyin bozulup neyin bozulmadığını tam olarak kestirememek. Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı’nın son açıklamaları, aslında hepimizin cebini doğrudan ilgilendiren bir gerçeği gün yüzüne çıkardı. Raftaki bir ürünün üzerindeki tarih geçti diye onu hemen çöpe fırlatmak, sadece o paketi değil, o buğdayın suyunu, çiftçinin emeğini ve milli servetimizi de çöpe atmak demek oluyor.
STT ve TETT Arasındaki Kritik Çizgi
Piyasada dolaşan gıdalarda iki farklı ibareyle karşılaşıyoruz: Son Tüketim Tarihi (STT) ve Tavsiye Edilen Tüketim Tarihi (TETT). İşin aslına bakarsanız, aradaki fark hayati derecede önemli. STT, bir güvenlik sınırıdır. Et, süt, yoğurt gibi çabuk bozulabilen ürünlerde bu tarih geçince şakası olmaz; o ürün artık risklidir ve tüketilmemelidir. Ancak bakliyat, makarna, çay veya kahve gibi ürünlerde gördüğümüz TETT, ürünün sadece ‘en formda olduğu’ zamanı gösterir. Yani o tarih geçtiğinde kahvenin aroması bir tık azalabilir ama bu, o kahvenin sizi zehirleyeceği anlamına gelmez. Eğer paket sağlamsa, kokusunda ve tadında bir anormallik yoksa o ürün hâlâ bizimdir, soframıza gelebilir.
Türkiye’nin İsraf Tablosu Korkutuyor
Gıda mühendislerimizin paylaştığı veriler durumun vahametini ortaya koyuyor. Ülkemizde her 10 kişiden neredeyse 8’i bu iki tarih arasındaki farkı bilmiyor. Bu bilgisizlik yüzünden yılda yaklaşık 23 milyon ton gıdayı çöpe gönderiyoruz. Hanelerdeki israf oranı ise toplam israfın yüzde 60’ına dayanmış durumda. Bir düşünün; tarladan sofraya binbir zahmetle gelen ekmeğin, makarnanın sırf üzerindeki ‘tavsiye’ niteliğindeki tarih geçti diye atılması, hem ev ekonomisine hem de ülke ekonomisine ağır bir darbedir.
Avrupa’da ‘İsraf Karşıtı Marketler’ Yükseliyor
Dünyanın geri kalanında bu işler nasıl yürüyor derseniz, Danimarka ve Finlandiya gibi ülkelerde ‘etik market’ kavramı çoktan oturdu. TETT’si yaklaşan veya geçen ancak güvenilirliği devam eden ürünler, çok daha uygun fiyatlara halka arz ediliyor. Bizde ise maalesef bu ürünler ‘kalitesiz’ algısıyla karşılanıyor. Oysa ki bu ürünleri tüketmek bir yoksunluk değil, bir bilinç göstergesidir. Gıda güvenliğinden ödün vermeden, sadece duyularımızı kullanarak ve etiketleri doğru okuyarak bu büyük israf zincirini kırabiliriz. Unutmayın, çöpe giden her lokmada tarladaki çiftçinin hakkı, gelecekteki çocuklarımızın ise rızkı var.






