Küresel Fırtınanın Gölgesinde Ramazan
Bu mübarek Ramazan ayında, dünya dört bir yanında derin acılarla sarsılırken, Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Şeref Holü’nde anlamlı bir iftar sofrası kuruldu. Ancak bu sofraların etrafında dahi, gönüllerimiz Gazze’den İran’a, dünyanın birçok yerinde zulme ve baskıya maruz kalan, kan ve gözyaşı içinde iftarını açan mazlum kardeşlerimizin çığlıklarıyla doluydu. TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş’un da yürekten dile getirdiği gibi, insanlık olarak bir dönüm noktasındayız; eski usul terminolojilerin yetersiz kaldığı, güçlülerin sesinin zayıfların fısıltılarını bastırdığı, ‘orman kanunlarının’ hüküm sürmeye başladığı bir zaman diliminden geçiyoruz. Bu derin kargaşa, sadece insan yaşamlarını değil, gezegenimizin narin dengesini de tehdit ediyor; çünkü çatışmaların gölgesinde ne adil bir gelecek inşa edilebilir ne de doğanın iyileşme çabaları desteklenebilir. Bu küresel çalkantı, barış ve istikrar arayışını her zamankinden daha acil hale getiriyor; zira sürdürülebilir bir yaşam ve sağlıklı bir çevre, ancak huzurun hüküm sürdüğü topraklarda yeşerebilir.
Türkiye’nin İstikrar Vizyonu ve Yeşil Bir Gelecek Arayışı
İçinde bulunduğumuz coğrafya, bu küresel altüst oluşların tam merkezinde yer alıyor ve Türkiye, bu sarsıntılardan doğrudan etkileniyor. Ancak bu zorlu süreçte, Türkiye’nin barış ve istikrar vizyonu, sadece bölgesel bir umut ışığı olmakla kalmayıp, aynı zamanda daha adil ve sürdürülebilir bir dünya inşa etme idealimize de katkı sunuyor. Zira istikrar olmadan, iklim krizine karşı mücadele edemez, ekosistemleri koruyamaz ve temiz enerjiye geçiş gibi hayati adımları atamayız. Güçlü bir Türkiye hedefi, tam da bu noktada sadece askeri ve ekonomik gücü değil, aynı zamanda çevresel dayanıklılığı ve toplumsal adaleti de kapsayan bütüncül bir yaklaşımla anlam kazanıyor. Böylesine çetin zamanlarda, bir ülkenin gerçek gücü, hem kendi insanına huzur sağlamak hem de dünya barışına katkıda bulunmakla ölçülür; bu da gezegenimizin sağlığı için atılacak adımların temelini oluşturur. Bu vizyon, vatandaşlarımızın güvenliğini ve refahını doğrudan etkilediği gibi, gelecek nesillere daha yaşanılır bir dünya bırakma sorumluluğumuzu da pekiştiriyor.
Diyalog Köprüleri Kurarak Barışı Yeşertmek
Tam da bu kritik atmosferde, TBMM’nin attığı önemli bir adım, umut ışıklarını yeniden yeşertiyor: ‘Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu’nun kurulması ve ortak bir raporla kamuoyuna sunulması. Bu komisyon, farklı siyasi görüşlere sahip partileri bir araya getirerek, terörün ve şiddetin sona erdirilmesi, Türkiye’de tam manasıyla barışın sağlanması için bir yol haritası çizdi. Bu raporun kendisi bir nihai nokta olmasa da, siyasetin diyalog kanallarını açık tutarak, en karmaşık sorunlara dahi çözüm üretebileceğini gösteren güçlü bir irade beyanıydı. Unutmayalım ki, doğayla kurduğumuz ilişkinin bir yansıması olan toplumsal barış, ancak farklılıkları zenginlik kabul eden, uzlaşma arayışında olan bir siyasetle mümkündür. Cumhuriyet tarihimizin en çetin meselelerinden birinde bu uzlaşma zemininin bulunması, yeni anayasa, seçim yasaları gibi daha nice önemli reformun da kapısını aralayacaktır. Bu tür adımlar, sadece siyasi bir başarı değil, aynı zamanda toplumun farklı kesimleri arasında köprüler kurarak ortak bir gelecek inşa etme potansiyeli taşıyor, ki bu da tüm vatandaşlarımız için daha sağlam temellerde yükselen bir yaşam vaat ediyor.
Sırrı Süreyya Önder Anısına: Barış İçin Ödenen Bedeller
İftar sofrasında anılan merhum TBMM Başkanvekili Sırrı Süreyya Önder, hayatı boyunca barış ve kardeşlik için mücadele etmiş, diyalogun gücüne inanmış bir isimdi. Onun sürece yaptığı değerli katkılar, bir kez daha gösterdi ki, hakiki barış, ancak cesaretle atılan adımlar ve uzlaşma ruhuyla mümkündür. Silahların susması, sadece çatışmaların sona ermesi değil, aynı zamanda insanlığın enerjisini ve kaynaklarını, doğayı onarmaya, iklim krizine çözümler bulmaya ve herkes için daha adil bir yaşam kurmaya yönlendirmesi anlamına gelir. İnşallah, başlanan bu yol tamamına erdirilir ve Türkiye’de, hatta tüm dünyada, silahlar ebediyen susar, yerini sadece kardeşlik ve anlayış dili alır. Bu, sadece insanlar için değil, aynı zamanda yaşanabilir bir dünya, yeşil bir gelecek için de hayati bir adımdır. Önder’in anısına, barışın ve diyaloğun kıymetini bir kez daha idrak ediyor, onun mirasının rehberliğinde daha iyi bir dünya için çabalıyoruz.
Kalplerimize esenlik, hanelerimize huzur ve bereket, milletimize birlik ve dirlik diliyorum. İslam alemine ve tüm mazlum milletlere, barış içinde, insanca yaşayacakları bir dünya nasip olsun. Unutmayalım ki, gezegenimize karşı sorumluluğumuz, ancak barış içinde bir arada yaşayabildiğimiz sürece hakkıyla yerine getirilebilir.






