Ortadoğu Alev Alev Yanarken: Ankara’dan Yükselen Ses
26 Mart 2026 Perşembe… Kadim coğrafyamızın üzerine yine kara bulutlar çökmüş durumda. İsrail’in başlattığı kışkırtmalarla İran’a karşı 28 Şubat’ta başlayan çatışmalar, bölgemizi kan ve barut kokusuna boğarken, masumların çığlıkları vicdanlarda derin yankılar uyandırıyor. Çocuklar, henüz hayatı anlamlandırmanın eşiğindeyken, okul sıralarında füzelerin hedefi oluyor. Bu tablo, milyonlarca insanın yüreğinde derin bir keder ve geleceğe dair tarifsiz bir endişe yaratıyor. İşte tam da böylesine kritik, acıların katlandığı bir dönemde, Ankara’dan, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın sesi yükseldi. Sadece siyasi bir açıklama değil, aynı zamanda bölge halklarının bilinçaltındaki korku ve umutlara dokunan, birleştirici ve tarihi bir çağrıydı bu.
Savaşın Gölgesinde İnsanlık Dramı ve Bölgesel Birlik Çağrısı
Şubat ayının sonundan bu yana tırmanan İsrail-İran gerilimi, bölgeyi adeta bir ateş topuna çevirmiş durumda. Her geçen gün yeni bir saldırı haberi, yeni bir can kaybı, yeni bir yıkım bilgisi yüreğimize damga vuruyor. Bu savaşın faturası sadece iki ülkenin askeri gücüne değil, en çok da sıradan insanlara, kadınlara, çocuklara kesiliyor. Evlat acısıyla yürekleri Kerbela’ya dönen anneler, hayalleri bombalarla enkaza dönüşen şehirlerde umut arayan gençler… Her biri, bu kanlı tablonun birer kurbanı. Erdoğan’ın bu noktada sorduğu o can alıcı soru, aslında tüm bölge halklarının iç sesiydi: “İsfahan’da dökülen göz yaşlarının bölgemizdeki diğer kardeş şehirlerde dökülenlerden ne farkı var? Adımızın Ali olmasının, Mürteza olmasının, Ömer olmasının, Ayşe, Zeynep, Hasan, Hüseyin olmasının ne farkı var?” Bu sözler, mezhepsel ve etnik ayrılıkların ötesinde, insan olmanın ortak paydasında buluşma çağrısıydı.
AK Parti’nin Vefa Hareketi ve Sınırları Aşan Kardeşlik Ruhu
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın konuşmasının ilk bölümü, AK Parti’nin iç dinamiklerine, Ramazan ayında sergilenen dayanışma ruhuna ve ‘vefa hareketi’ kimliğine odaklanıyordu. Kurulan bir milyonu aşkın gönül sofrası, depremzedelerle paylaşılan ilk iftarlar, üniversitelerde yarım milyon gençle buluşmalar ve hatta komşu Suriye’deki 250 bin kardeşimize uzanan yardım eli… Tüm bunlar, aslında bölgesel siyasete yansıyan köklü bir anlayışın işaretleri. İçeride gösterilen bu hassasiyet, dışarıda da ‘komşu coğrafyalarımızda kan gövdeyi götürürken kardeşlerimizi yalnız bırakmayız’ ilkesiyle birleşiyor. Bu, Türkiye’nin sadece kendi sınırları içinde değil, tüm komşularıyla kader birliği yapan, acılarını paylaşan bir duruş sergilediğinin açık bir göstergesi.
Fitneye Karşı Direniş: Böl-Parçala-Yönet Stratejisine Hayır!
Ortadoğu’nun bin yıldır süregelen ihtilafları, dış güçlerin ‘böl-parçala-yönet’ stratejileriyle her zaman daha da derinleştirilmiştir. Mezhepler, etnik kökenler, hatta farklı isimler üzerinden yaratılan yapay ayrılıklar, bölge halklarını birbirine düşman ederek büyük yıkımlara kapı aralamıştır. Erdoğan, tam da bu noktada, “Bin yıl önceki tartışmaları gündeme taşımayı, eski defterleri yeniden açmayı vahdete değil fitneye hizmet edecek gündemlerin peşine takılmayı asla ve asla doğru bulmuyoruz” diyerek net bir duruş sergiledi. Sosyal medya platformları üzerinden yürütülen psikolojik operasyonlara karşı dikkatli olunması çağrısı da, bu tür ayrılıkçı tohumların ekilmesine mani olmak adına büyük önem taşıyor. Türkiye, Siyonizmin bölgeyi hedef alan bu stratejilerine lojistik destek verecek her türlü eylemi ve tartışmayı reddederek, ortak acıların ve ortak umutların inşası için bir köprü vazifesi görüyor.
Geleceğe Dair Bir Umut Işığı
Bu çağrı, sadece o anki toplantı salonunda değil, tüm bölge halklarının yüreklerinde yankılanacak bir tohum ekmek amacı taşıyor. Korkularla beslenen bir gelecek yerine, umutlarla örülmüş bir barış coğrafyası hayalinin kapılarını aralamaya çalışıyor. Türkiye’nin bu kararlı ve birleştirici duruşu, belki de Ortadoğu’nun makus talihini değiştirecek, mezhepsel ve etnik ayrılıkların duvarlarını yıkacak ilk adımlardan biri olabilir. Zira bölge, artık ne daha fazla kanı ne de daha fazla gözyaşını kaldırabilecek güce sahip. Şimdi, birlik ve kardeşlik rüzgârlarının esme zamanıdır.






