İstanbul’un Hız Tuzağına Kurban Edilen Masumiyet
Saatler 19.00’ı gösterirken Cevizli Mahallesi Tugay Yolu Caddesi’nde, bir kentin en basit talebi olan ‘güvenli bir şekilde karşıdan karşıya geçme’ hakkı, iki yaşındaki minik Arya Özmenek’in elinden alındı. Dedesiyle birlikte kırmızı ışıkta, tam da olması gerektiği yerde, kaldırımın kenarında bekleyen Arya’nın bebek arabasına, hızla gelen bir motosiklet çarptı. Olayın vahameti, sadece bir kaza olmasından öte, İstanbul’un kural tanımazlık kültürünün bir yansıması olarak karşımıza çıkıyor. Trafik ışıkları, yayalar için bir güven alanı vaat ederken, ne yazık ki bu sözün ne kadar boş olduğunun acı bir kanıtı daha yaşandı.
Çocukların Kırmızı Çizgisi Yok Sayılıyor
Olayın detayları, trajedinin boyutunu gözler önüne seriyor: Motosiklet sürücüsü B.E., henüz iki yaşında olan Arya’nın bulunduğu bebek arabasına çarptı. Çarpmanın etkisiyle ağır yaralanan minik Arya, çevredeki vatandaşların çabalarıyla apar topar hastaneye kaldırıldı. Ancak doktorların tüm müdahalelerine rağmen kurtarılamadı. Bu, sadece bir can kaybı değil; kentin en savunmasız bireyinin, sistemin göz göre göre yarattığı bir karmaşaya kurban edilmesidir. Yayalar için kurulan trafik düzeni, hızlı araç trafiğinin baskısı altında her geçen gün daha da anlamsızlaşıyor. Özellikle motosiklet ve scooter kullananların kırmızı ışık ihlali, kaldırım işgali ve yaya geçitlerindeki sorumsuzlukları, artık ‘anlık bir hata’ olarak değil, kronik bir toplumsal sorumsuzluk olarak ele alınmalı.
Sistemin Çarpık Öncelikleri ve Sonuçları
Arya’nın ölümü, sadece bir sürücünün hatası değil, aynı zamanda şehrin planlamacılarının ve denetim mekanizmalarının da ihmalidir. İstanbul gibi metropollerde, yaya güvenliğinden çok, araç akışkanlığını esas alan bir planlama anlayışı hakim. Yaya geçitleri yetersiz kalırken, denetimsiz kalan trafik unsurları (özellikle iki tekerlekli araçlar) adeta kuralsız bir serbest bölge yaratıyor. Bu durum, yaya olarak sokağa çıkmak zorunda kalan her vatandaşın, sürekli bir risk altında yaşadığı anlamına geliyor. Bir çocuk, dedesiyle beraber ‘güvenli’ olduğu varsayılan kaldırımda beklerken hayatını kaybediyorsa, o kentin trafik düzeninde ciddi bir çarpıklık var demektir.
Motosiklet Sürücüsünün Durumu ve Toplumsal Yansımalar
Kazadan sonra motosiklet sürücüsü B.E.’nin de yaralandığı, ancak hayati tehlikesinin bulunmadığı öğrenildi. Bu, trajedinin acı ironisidir: Bir yandan hız sınırlarını hiçe sayan ve kuralları önemsemeyen sürücü, nispeten hafif yaralanmalarla kurtulurken; diğer yanda, tüm kurallara uyarak bekleyen iki yaşındaki bir can, hayatını kaybediyor. Bu tür olaylar, yalnızca aileyi yasa boğmakla kalmaz; aynı zamanda toplumda derin bir güvensizlik duygusu yaratır. Vatandaş, en temel hakkı olan yaşam hakkının dahi sokaklarda güvence altında olmadığını görmüş olur. Polis ekipleri olaya ilişkin inceleme başlattı, ancak asıl incelemenin sadece bu kazayla sınırlı kalmayıp, şehirdeki genel trafik kültürü ve denetim zafiyetine odaklanması gerekmektedir.






