Yüzyılların Sesleri Yeniden Yükseliyor
Topraklarımızın binlerce yıllık hafızası, kadim medeniyetlerin nefesi olan kültür varlıklarımız, uzun ve meşakkatli bir yolculuğun ardından nihayet vatanına kavuştu. Kanada’nın başkenti Ottawa’da gerçekleşen anlamlı bir törenle, kökleri Anadolu’ya uzanan eşsiz eserler, ait oldukları topraklara resmen teslim edildi. Bu iade, sadece birkaç eserin geri dönüşü değil, aynı zamanda ulusal ruhumuzun bir parçasının yeniden bütünlenişi, kültürel kimliğimizin sağlamlaşan temellerinin bir nişanesidir. Her bir parça, geçmişten bugüne uzanan köprümüzün kayıp taşlarıydı ve şimdi yerlerine oturdular.
Kültürel Mirasın Dünya Çapında Koruma Mücadelesi
Bu iade süreci, uluslararası işbirliğinin ve kültürel mirasın korunmasına yönelik küresel dayanışmanın en somut örneklerinden biri olarak tarihe geçti. 1970 UNESCO Sözleşmesi’nin ruhuna uygun olarak atılan bu adım, dünyanın dört bir yanından yasa dışı yollarla kaçırılan eserlerin anavatanlarına dönüşü için umut ışığı yakıyor. Yüzyıllardır süregelen bu yağma, sadece eserlerin fiziksel ayrılığına değil, aynı zamanda toplumların tarihleriyle olan bağlarının zayıflamasına da yol açtı. Şimdi ise uluslararası hukuk, bu kopan bağları yeniden örüyor, milletlerin kendi geçmişlerine sahip çıkma iradesini güçlendiriyor.
Kanada’dan Gelen Emsal Niteliğindeki Karar
Kanada Federal Mahkemesi’nin 11 Eylül 2025 tarihli kararı, bu alanda adeta bir milat niteliği taşıyor. Kanada’dan Türkiye’ye ilk kez resmi bir kültür varlığı iadesinin gerçekleşmesi, uluslararası kültür varlığı hukukunda güçlü bir emsal teşkil ediyor. Bu karar, yalnızca eserlerin fiziksel dönüşünü sağlamakla kalmıyor, aynı zamanda gelecekteki benzer vakalar için yol gösterici bir fener oluyor. Artık hiçbir ülkenin, bir başka milletin tarihine ait eserleri yasa dışı yollarla elinde tutmasının kabul edilemez olduğu, evrensel bir anlayışla pekişmiş durumda.
Koparılan Sayfaların Hüzünlü Hikayesi
İade edilen eserler arasında, farklı yazma eser ciltlerinden kopartılmış yedi el yazması sayfa, iki nadir matbu eser sayfası ve iki modern hat çalışması bulunuyor. 17. yüzyıl ile 19. yüzyıl arasına tarihlenen bu paha biçilmez parçalar, Arapça ve Osmanlıca metinlerle fıkıh, tasavvuf, tarih ve edebiyat alanlarına ışık tutuyor. Yapılan incelemelerde, bu sayfaların özgün ciltlerinden acımasızca koparıldığı, hatta bazılarına ticari saiklerle modern minyatürlerin eklendiği tespit edildi. Bu müdahaleler, eserlerin sadece fiziksel bütünlüğüne değil, tarihi ve kültürel kimliğine de yapılmış birer suikasttı. Ancak bu durum, eserlerin taşıdığı kültürel miras niteliğini asla zedeleyemedi.
Titiz Bir Takip ve Kararlı Bir Mücadele
Bu başarı hikayesinin arkasında, Ocak 2024’te İstanbul’dan Vancouver’a götürülmek istenirken Kanada Sınır Hizmetleri Ajansı tarafından tespit edilen eserlerin izini süren titiz bir çalışma yatıyor. Kanada Miras Bakanlığı’nın devreye girmesiyle Türkiye ile resmi temaslar kuruldu ve kapsamlı bir teknik-hukuki süreç başlatıldı. Türkiye’nin sunduğu bilimsel raporlar ve hukuki belgeler, Kanada Federal Mahkemesi’nin 2863 sayılı kanun kapsamında eserlerin ülkemize ait olduğuna ve iadesine hükmetmesinde kilit rol oynadı. Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy’un da vurguladığı gibi, “Yasadışı yollarla bu topraklardan koparılan her eserin izini sürüyor ve tek tek geri alıyoruz.” Bu kararlılık, kültürel hazinelerimizi koruma ve gelecek nesillere aktarma konusundaki sarsılmaz irademizin bir yansımasıdır.






