Yüksekova’yı Saran Dehşet: Bir Bölgenin Nefesi Kesildi
Yüksekova’yı saran o korkunç sessizlik… Akşam saatlerinde şiddetini artırarak yağan yağmur, toprağın acımasız öfkesini bir kez daha ortaya çıkardı. Çöplük mevkilerinde yaşanan, akıllara durgunluk veren toprak kayması, sadece bir doğa olayı olmanın ötesinde, bölge halkının korkulu rüyası oldu. Dağdan kopan devasa kaya parçaları ve kütleler halinde ilerleyen toprak yığınları, can damarı olan karayolunu bir anda yuttu. Bu felaketle birlikte, Yüksekova’nın Van ve Hakkari ile olan tüm ulaşım bağlantısı tamamen koptu; şehir adeta dış dünyadan izole oldu.
Karayolları 117. Şube Şefliği ekipleri, olay yerine intikal etseler de, yamaçlardan düşen kayaların ve devam eden heyelan riskinin gölgesinde çaresiz kaldı. Can güvenliği tehlikesi o kadar büyüktü ki, herhangi bir müdahalede bulunmak imkansızdı. Bu durum, güzergah üzerinde yüzlerce aracın, içindeki canlarla birlikte kaderine terk edilmesine neden oldu. Zifiri karanlık ve belirsizliğin ortasında, yardım bekleyenler için her geçen dakika, adeta bir asır gibi uzadı.
Yüzlerce Canın Umutsuz Bekleyişi ve Fırat Kaya’nın Çığlığı
Yolda mahsur kalan sayısız sürücü ve yolcudan biri olan Fırat Kaya, yaşadıkları dehşeti ve çaresizliği kelimelerle ifade etmeye çalıştı. “Yüksekova’ya gitmek üzere yola çıktık ancak Yeniköprü’de devasa bir kuyrukla karşılaştık. Heyelanın devam ettiği ve müdahalenin şu an imkansız olduğu söylendi. Ne ilerleyebiliyoruz ne de geri dönebiliyoruz. Bekleyişimiz sürüyor” sözleri, binlerce kişinin ortak feryadıydı. Bu sadece bir yol kapanması değil; hastaların sağlık hizmetlerine, işçilerin evlerine, çocukların ailelerine ulaşamaması demekti. Temel ihtiyaçların bile belirsizliğe gömüldüğü bir karabasanın ortasında kalan insanlar, akıllarında tek bir soruyla mücadele ediyordu: Bu çile ne zaman bitecek?
Bu trajik olay, Yüksekova’nın coğrafi kaderi mi, yoksa önlenemeyen bir ihmalin bedeli mi sorusunu bir kez daha gündeme getiriyor. Bölgenin dağlık yapısı ve sert kış koşulları bilinen bir gerçekken, her yoğun yağışta aynı manzaraların yaşanması akıllara farklı soruları düşürüyor. Uzun vadeli çözümler, erken uyarı sistemleri ve sağlam altyapı yatırımları, sadece bu tür felaketlerin önüne geçmekle kalmayacak, aynı zamanda bölge halkının yaşama tutunma mücadelesine de ışık tutacaktır. Yüksekova’nın dağlarla çevrili yalnızlığına bir kez daha terk edilmemesi için, atılacak adımlar ve alınacak önlemler, sadece bir temenni değil, elzem bir zorunluluktur.






