İstanbul, milyarlarca liralık dev bütçesi ve kronikleşmiş sorunlarıyla boğuşurken, şehrin en tepesindeki isim, Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu hakkında şok bir soruşturma daha açıldı. Kentin trafik, altyapı ve sosyal hizmetler gibi acil dertleri dağ gibi yığılmışken, Başsavcılık İmamoğlu’nun 27 Ocak’taki bir basın toplantısında yargı süreçlerinde görevli bilirkişileri ‘hedef gösterdiği’ iddiasıyla yeni bir dosya açtı. Bu durum, İstanbul’un yönetim gündemini bir kez daha mahkeme salonlarına, hatta şimdi de Silivri’nin soğuk duvarlarına taşıyor.
Kentin Yönetimi Mahkeme Salonunda mı Çözülecek?
Aslında İmamoğlu, zaten ‘Yargı görevini yapanı, bilirkişiyi veya tanığı etkilemeye teşebbüs’ suçlamasıyla uzun süredir yargılanıyor ve 2 yıldan 4 yıla kadar hapis ile siyasi yasak riskiyle karşı karşıya. Bu dava, İBB Başkanı’nın ilk günden beri siyasi arenada süregelen gerilimin bir parçası. Kentin belediye başkanı, her gün milyonlarca İstanbullunun hayatını doğrudan etkileyen kararlar alması gerekirken, bir süredir enerjisinin büyük bir kısmını adliye koridorlarında harcamak zorunda kalıyor. Toplu taşıma çilesi, deprem riski altındaki binalar, sürekli tıkanan yollar, yetersiz yeşil alanlar… Tüm bunlar, başkanı bu denli meşgul eden davaların gölgesinde kalıyor. Peki İstanbullu, belediye başkanından kent sorunlarına odaklanmasını beklerken, neden sürekli yargı gündemleriyle meşgul ediliyor?
Yeni Soruşturma, Derinleşen Tartışma
Son açılan soruşturma ise Başkan İmamoğlu’nun bir basın toplantısında yaptığı açıklamalara dayanıyor. Kamuoyunun önünde, devam eden bazı soruşturma ve davalarda görevli bilirkişileri isim vererek ‘şüphelilerin lehine karar verilmesini sağlamak amacıyla alenen hedef gösterdiği’ iddia ediliyor. Bir yandan kamuoyunu bilgilendirme görevi olan seçilmiş bir figürün, diğer yandan yargı süreçlerini etkileme ithamıyla karşılaşması, demokrasinin ve hukukun hassas dengesini bir kez daha gündeme taşıyor. İstanbul gibi devasa bir metropolün başkanı için bu tür iddialar, sadece kişisel bir mesele olmaktan çok, şehrin idari istikrarını ve kamu hizmetlerinin aksamadan yürümesini doğrudan etkiliyor. Vatandaşın derdi trafik, başkanın derdi adliye mi olmalı?
Silivri Kararı: Sadece Mekan Değişikliği mi?
İmamoğlu’nun yargılandığı ana davanın dördüncü duruşması için alınan yer değişikliği kararı ise tüm bu tartışmaları daha da alevlendirdi. İstanbul Adliyesi’ndeki 2. Asliye Ceza Mahkemesi salonunun ‘yetersiz’ kalması gerekçesiyle, duruşma Marmara Kapalı Ceza İnfaz Kurumu yerleşkesindeki 2 No’lu duruşma salonuna alındı. Silivri, ağır suç davalarıyla özdeşleşmiş bir yer. Seçilmiş bir belediye başkanının yargılamasının bu denli sembolik bir mekanda yapılması, sadece fiziksel bir yer değişikliği değil, aynı zamanda siyasi bir mesaj taşıyor. Bu karar, yargı süreçlerinin şeffaflığı ve kamuoyu nezdindeki algısı açısından ciddi soru işaretleri yaratıyor. Silivri’deki bir mahkeme salonunda İstanbul’un geleceği mi şekillenecek?
Vatandaş Ne Bekliyor?
İstanbullular ise tüm bu siyasi ve hukuki çekişmelerin ötesinde, çözülmemiş kent sorunlarının yığınla biriktiğini görüyor. Her gün evinden işine gitmeye çalışan, deprem korkusuyla yaşayan, nefes alacak yeşil alan arayan milyonlarca insan, yöneticilerinden bu temel meselelere odaklanmasını bekliyor. Bir belediye başkanının enerjisini, zamanını ve ekibinin dikkatini sürekli yargı süreçlerine ayırması, ister istemez şehrin hizmet kalitesini düşürüyor. İstanbul’un kaderinin, adliye koridorlarında değil, katılımcı ve şeffaf bir yönetim anlayışıyla çizilmesi gerekiyor. Bu davalar ve soruşturmalar, kentimize ne kazandırıyor da bu denli öncelikli bir gündem maddesi oluyor?






