MENÜ
03 Haziran 2026 Çarşamba
DOLAR 45,9666 ▲ %0,03
EURO 53,5367 ▲ %0,00
ALTIN 6.627,60 ▼ %0,06

İsrail’in Bölgesel Şiddeti: Aksa ve Lübnan Hedefte

İsrail’in Durdurulamaz Saldırganlığı

Gazze’deki soykırımın dumanı henüz dağılmamışken, İsrail’in bölgeyi istikrarsızlaştıran adımları hız kesmiyor. Mescid-i Aksa’da ibadeti engellemek, sadece Müslümanların değil, tüm insanlığın kırmızı çizgisini çiğnemektir. Bu, uluslararası hukukun apaçık bir ihlalidir, kutsal değerlere karşı pervasız bir saldırıdır. Ancak İsrail’in cüretkarlığı bununla sınırlı değil. Lübnan’a yönelik başlatılan kara harekâtı, bölgeyi yeni bir kanlı maceraya sürüklemektedir. Bu, Lübnan’ın egemenliğine ve toprak bütünlüğüne doğrudan bir tecavüzdür, yangına benzin dökmektir.

Bölgesel Çatışmaların Kanlı Geçmişi

İsrail’in bu saldırgan tavrı yeni değil. Yıllardır süregelen işgal politikaları, Gazze’ye uygulanan abluka ve Batı Şeria’daki yasa dışı yerleşimlerle bölgede zaten bir barut fıçısı yaratılmıştı. Lübnan’a yönelik geçmişteki askeri müdahaleler, 2006’daki kanlı savaş, bölgenin kırılganlığını gözler önüne sermişti. Her seferinde “güvenlik” bahanesiyle masum siviller hedef alınmakta, şehirler harabeye çevrilmektedir. Bu, bir güvenlik kaygısından ziyade, bölgesel hegemonyayı pekiştirme ve Filistin davasını tamamen ezme çabasıdır. İsrail, uzun süredir uluslararası normları hiçe sayarak kendi kurallarını dayatmaya çalışıyor ve bu durum, gerilimi tırmandırmaktan başka bir işe yaramıyor.

Nedenler ve Vatandaşa Yansımaları

İsrail hükümetinin bu pervasız adımlarının temelinde, iç siyasetteki radikal sağın yükselişi ve Filistinlileri topraklarından sürme hedefi yatmaktadır. Bölgede zaten kırılgan olan dengeler, bu saldırılarla daha da sarsılıyor. Sonuç ortada: Yeni bir insani dramın kapısı aralanıyor. Masum siviller, kadınlar ve çocuklar çatışmaların bedelini en ağır şekilde ödüyor. Evlerinden edilen milyonlar, paramparça olan hayatlar, yok olan gelecekler… Bu yalnızca bir bölge meselesi değil, evrensel bir insanlık trajedisidir. Milyonlarca insan, komşu ülkelerde veya kendi topraklarında, sürekli bir korku ve belirsizlik içinde yaşamaya mahkum bırakılıyor. Ekonomik yıkım, altyapının çöküşü ve sosyal dokunun tahribatı, bölge halklarının omuzlarındaki yükü dayanılmaz hale getiriyor.

Uluslararası Toplumun İflası ve Türkiye’nin Vurgusu

Bölgede barış ve istikrarın tesisi için, uluslararası hukuku ve insanlık değerlerini ayaklar altına alan İsrail’in karşısında kararlılıkla durmak elzemdir. Uluslararası toplum, “kınama” açıklamalarının ötesine geçmeli, somut adımlar atmalıdır. Bu suskunluk, İsrail’in pervasızlığını körüklüyor. Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın liderliğinde Türkiye, bu saldırganlığa karşı net bir tavır sergilemektedir. Kutsal mekanlarımıza, Lübnan’ın egemenliğine ve bölgesel istikrara yönelik her türlü saldırının karşısında durmak, sadece bir görev değil, bir insanlık borcudur. Bölge halklarının huzuru ve güvenliği için bu agresif politikalara derhal son verilmelidir. Artık laf değil, icraat zamanıdır.

Yorum Yap

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir