İstanbul’un gündemini uzun süredir meşgul eden, eski Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’na yönelik ağır iddiaların masaya yatırıldığı yargı süreci, Silivri’deki kritik duruşmalarla üçüncü haftasını tamamlıyor. 26 Mart 2026 Perşembe itibarıyla on üç sanığın savunmasının alındığı bu dava, Türkiye siyasetinin ve kamuoyunun dikkatini üzerine çekmeye devam ediyor. Yargılamanın seyrini belirleyecek bu kritik haftalarda, mahkemenin akşam geç saatlere kadar süren oturumları, sürecin yoğunluğunu ve önemini gözler önüne seriyor. Hakkında yüzlerce yıllık hapis cezası talep edilen İmamoğlu ve diğer sanıkların gelecekleri, bu celselerde alınan kararlar ve sunulan savunmalarla şekillenecek.
Suçlamaların Perde Arkası: Binlerce Sayfalık İddianame
Bu davanın temelini oluşturan soruşturma, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı dönemine uzanıyor. 11 Kasım 2025 tarihinde tamamlanan ve 3 bin 809 sayfayı bulan devasa iddianame, Ekrem İmamoğlu’nu ‘Örgüt lideri’ olarak nitelendirirken, ‘Suç işlemek amacıyla örgüt kurma’, ‘Rüşvet’, ‘Suç gelirlerinin aklanması’, ‘Kamu kurum ve kuruluşları zararına dolandırıcılık’ gibi oldukça geniş bir yelpazede tam on sekiz farklı suçlamayı içeriyor. İddianamede İmamoğlu’nun 142 farklı eylemle ilişkilendirildiği ve bu eylemler nedeniyle 828 yıl 2 aydan tam 2 bin 352 yıla kadar hapis cezasıyla cezalandırılması talep edildiği belirtiliyor. Bu rakamlar, davanın ve yöneltilen iddiaların ciddiyetini açıkça gösteriyor. Kamu kaynaklarının kullanımı, şeffaflık ve yönetim etiği gibi hassas konuların merkezinde yer alan bu suçlamalar, sadece yargı çevrelerini değil, tüm toplumu yakından ilgilendiriyor.
Silivri’deki Yargı Maratonu Hız Kesmiyor
Davanın ilk duruşması 9 Mart Pazartesi günü görülmüş ve o günden bu yana yoğun bir tempoda devam ediyor. İstanbul 40. Ağır Ceza Mahkemesi’nin Silivri’de bulunan Marmara Açık Cezaevi Yerleşkesi’ndeki özel olarak belirlenen binada gerçekleştirilen celseler, adeta bir yargı maratonuna dönüştü. Haftanın dört günü devam eden duruşmalar, 23 Mart Pazartesi günü üçüncü haftasına giriş yaptı. Mahkeme Başkanı’nın, duruşmaları gerektiğinde saat 22.00’ye kadar uzatma kararı alması, dava sürecinin hızlandırılması ve tüm savunmaların titizlikle dinlenmesi adına atılan önemli bir adım olarak öne çıkıyor. Bu durum, yargılama sürecinin ne denli detaylı ve kapsamlı bir şekilde yürütüldüğünün de bir göstergesi.
Kamuoyu ve Basın Gözüyle Duruşmalar
Böylesine yüksek profilli bir davanın kamuoyu tarafından büyük bir ilgiyle takip edilmesi ve şeffaflık beklentisi doğal olarak artıyor. Ancak duruşma salonuna erişim konusunda alınan önlemler, sürece ayrı bir boyut kazandırdı. Dün yaşanan sahte basın kartı olayı üzerine, duruşma salonuna girişte yeni güvenlik tedbirleri devreye sokuldu. Görevli jandarma personeli, basın mensuplarının turkuaz basın kartlarındaki QR kodlarını okutarak kartların geçerliliğini kontrol ediyor. Bu yeni uygulama, yalnızca resmi ve geçerli basın kartına sahip kişilerin duruşmaları takip edebilmesini sağlıyor. Bu tür kısıtlamalar, bir yandan yargılama düzenini korumayı amaçlarken, diğer yandan kamunun bilgi edinme hakkı ve basın özgürlüğü arasındaki dengeyi de gündeme getiriyor.
Siyasi Gelecek ve Kamu Vicdanı
Ekrem İmamoğlu’na yönelik bu davanın seyri, sadece ilgili sanıkların hukuki kaderini değil, aynı zamanda Türkiye’nin yakın siyasi geleceğini de derinden etkileme potansiyeli taşıyor. İstanbul gibi kilit bir şehrin eski belediye başkanının bu denli ağır suçlamalarla yargılanması, siyasi arenada geniş yankı uyandırıyor. Muhalefet ve iktidar kanadından farklı yorumlar gelirken, kamu vicdanında da sürecin adil ve tarafsız ilerlediğine dair güçlü bir beklenti mevcut. Davanın sonuçları, önümüzdeki yerel ve genel seçimler öncesinde siyasi dengeleri yeniden şekillendirebilir. Bu nedenle, Silivri’de devam eden her celse, sadece bir yargısal süreç olmanın ötesinde, Türkiye’nin geleceğine dair önemli sinyaller taşıyor. Gözler, adaletin tecelli edeceği ve gerçeklerin tüm çıplaklığıyla ortaya konacağı o kritik anlara çevrilmiş durumda.






