Teknolojinin hızla dijitalleştiği, her şeyin birer ‘pixel’ haline geldiği günümüzde, bazı duygular var ki ancak parmak uçlarındaki o eski usul dokunuşlarla hayat bulabiliyor. Hatay’ın Altınözü ilçesinde yaşayan Mehmet Kocaman, tam da bu noktada devreye giriyor. Çocukluğundan bu yana hiçbir akademik eğitim almadan, sadece içindeki o bitmek bilmeyen yaratma tutkusuyla minyatür sanatına gönül veren Kocaman, ‘asrın felaketi’ olarak nitelendirdiğimiz depremin ardından, toplumun kolektif hafızasına kazınan o en acı kareyi fiziksel bir anıta dönüştürdü.
Enkaz Altındaki Çaresizliğin Sanatla Somutlaşan Hali
Deprem, sadece binaları değil, binlerce hikayeyi ve hayali de yerle bir etti. Mehmet Kocaman da bu büyük acıdan payını alanlardan biri. Depremin ardından kız kardeşini ve kuzenini kaybeden, kardeşinin cenazesine ancak 9 gün sonra ulaşabilen Kocaman, kendi yasını tutarken başka bir babanın sessiz çığlığıyla karşılaştı. Kahramanmaraş’ta kızı Irmak’ın elini enkaz altında bırakmayan Mesut Hançer‘in o meşhur fotoğrafı, Kocaman için sadece bir kare değil, bir vicdan borcu haline geldi. İki çocuk babası olmanın verdiği derin empatiyle, bu trajediyi gelecek nesillere aktarmak ve o anın ağırlığını sabitlemek için kollarını sıvadı.
Atık Malzemelerden Yükselen Kolektif Hafıza
Kocaman’ın bu çalışmasını sıradan bir maketten ayıran en önemli özellik, kullanılan materyallerin doğası. Sürdürülebilirliğin ve ileri dönüşümün (upcycling) sanattaki önemini vurgularcasına, çalışmanın neredeyse tamamında atık malzemeler kullanıldı. Sadece tutkal ve tel gibi bağlayıcı unsurları satın alan sanatçı, geri kalan her şeyi doğadan ve çevreden topladığı parçalarla bir araya getirdi. Üç aylık yoğun bir emeğin ürünü olan bu minyatürde, sadece Mesut Hançer değil, enkaz başında sevdiklerini bekleyen diğer ailelerin de dramı ustalıkla işlenmiş durumda.
Geleceğin dünyasında sanatın, teknolojiyle olduğu kadar ‘hislerle’ de şekilleneceğini öngörüyoruz. Bu tür çalışmalar, dijital arşivlerin soğukluğuna karşı, insan ruhunun dayanıklılığını ve yas tutma biçimlerinin yaratıcı dönüşümünü simgeliyor. Uzmanlar, bu tip sanatsal üretimlerin toplumsal travmaların iyileşme sürecinde birer ‘terapötik araç’ olduğunu belirtiyor. Mehmet Kocaman’ın ellerinde hayat bulan bu minyatür, hem kaybettiği kardeşinin anısına bir saygı duruşu hem de o karanlık günlerde el ele tutunmaya çalışan bir ulusun sessiz imzası niteliğinde.
Bu vesileyle, depremde hayatını kaybeden Mehmet Kocaman’ın değerli kardeşi ve kuzeni başta olmak üzere tüm vatandaşlarımıza bir kez daha Allah’tan rahmet, kederli ailelerine başsağlığı ve sabır diliyoruz. Bu eser, acının nasıl dirençli bir umuda ve kalıcı bir mirasa dönüşebileceğinin en somut kanıtıdır.






