İzmir’de Toprak Kayması Dehşeti: Çöp Dağı Evleri Yutuyor
İzmir’in Çiğli ilçesinde, yıllardır göz ardı edilen bir çevre felaketi sessiz sedasız değil, artık gürültüyle çöküyor. Harmandalı’da, 1992’den beri faaliyette olan devasa Katı Atık Depolama Tesisi’nin gölgesinde yaşayanlar için toprak, altlarından kayan bir kabusa dönüştü. Sosyal medyada yankılanan “Harmandalı’da evler kayıyor” çığlıkları, aslında 2013’ten beri hız kesmeden devam eden büyük bir trajedinin ta kendisi.
Alarm Veren Görüntüler: Yollar Parçalanıyor, Evler Boşaltılıyor
Cumhuriyet ve Harmandalı mahalleleri, sanki dev bir bıçakla ikiye ayrılmış gibi. Yollar paramparça, zemin metrelerce yer değiştirmiş durumda. Çöp dağının oluşturduğu inanılmaz baskı ve yeraltı sularının sinsi etkisiyle oluşan bu devasa yarıklar, bölge sakinlerinin can ve mal güvenliğini direkt hedef alıyor. Evler kademeli olarak boşaltılırken, içinden geçilen bu acı süreç, bölgede bin 800 kişinin mağduriyetine yol açtı bile. Eski Muhtar Dursun Ali Kazar’ın isyanı boşuna değil: “Bugün dağlar kayıyor, evler yıkılıyor ve yollar çöküyor. Gördüğünüz gibi yolun güzergahı bile değişmiş durumda. Bölgede 14 tane ev yıkıldı ve tam bin 800 mağduriyet oluştu,” diyerek durumun vahametini gözler önüne seriyor.
Neden Kayıyor Bu Topraklar? Uzmanlar Neyi Uyarmıştı?
Peki, bu devasa toprak kaymalarının ardında yatan bilimsel gerçekler ne? 1992’de kurulan bu tesis, İzmir gibi yoğun nüfuslu bir şehrin tüm çöp yükünü on yıllardır sırtlıyor. Milyonlarca ton atığın birikmesiyle oluşan muazzam ağırlık, altındaki zemine devasa bir basınç uyguluyor. Ancak sorun sadece ağırlık değil. Bölgenin jeolojik yapısı, yani zeminin killi ve suya doygun karakteri, bu baskıyı daha da tehlikeli hale getiriyor. Yeraltı suları, toprağın taşıma kapasitesini düşürerek adeta zeminin kayganlaşmasına neden oluyor. Bilim insanları ve jeologlar, uzun yıllardır Harmandalı’daki zemin hareketliliğine dikkat çekerek acil drenaj sistemleri kurulması ve atık dökümünün durdurulması gerektiğini vurguluyordu. Ne yazık ki, bu uyarılar kulak arkası edildi ve doğa, kendi faturasını kesmeye başladı.
Vatandaşa Etkisi Ne: Sadece Duvarlar Değil, Hayatlar da Çöküyor
Bu felaket, sadece evlerin yıkılmasıyla sınırlı değil, aynı zamanda bölge halkının hayatını kökten sarsıyor. Yıkılan her ev, bir ailenin anılarını, birikimlerini ve geleceğini de beraberinde götürüyor. Tahliye edilen vatandaşlar, belirsiz bir gelecek korkusuyla boğuşuyor. Mülk değerleri dibe vururken, insanların psikolojisi de bu sürekli tehdit altında ciddi darbe alıyor. Çocuklar, güvenlik endişesiyle büyürken, komşuluk ilişkileri ve sosyal doku da bu krizden payını alıyor. Evini kaybedenler için barınma sorunu, işlerini kaybedenler için geçim derdi gibi domino etkisi yaratan problemler de cabası. Yetkililerin ‘görmezden gelme’ politikası, sadece toprakları değil, insanları da kaydırıyor.
Geçmişten Bugüne Bir İhmal Zinciri mi? Sorumluluk Kimde?
Eski Muhtar Kazar’ın dediği gibi, bu sadece bugünün sorunu değil, yıllar süren bir ihmal zincirinin sonucu. 2006’dan beri yetkililerin kapısını aşındıran Kazar, defalarca durumu dile getirdiğini ancak ‘duymazdan gelindiğini’ belirtiyor. Bölgedeki binaların zemin etütleri yapılarak ruhsatlı inşa edildiğini hatırlatan Kazar, sorumluluğun sadece mevcut yönetimde değil, sürecin başından itibaren görev almış tüm yetkililerde olduğunu vurguluyor. 1993’teki Ümraniye ve Erzincan depremleri gibi acı tecrübelerden ders çıkarılmaması, ‘görevi ihmal’ gibi ciddi bir ithamı da beraberinde getiriyor. Bu durum, kamu yönetimindeki koordinasyon eksikliğini ve risk yönetimi beceriksizliğini de gözler önüne seriyor.
Peki Şimdi Ne Olacak? Son Çare Kimden Gelecek?
Harmandalı için artık ertelemenin lüksü yok. Uzmanlar, atık dökümünün acilen durdurulmasını ve kapsamlı drenaj projelerinin hayata geçirilmesini şart koşuyor. Ancak asıl çözüm, felaketin nedenlerini ortadan kaldırmaktan geçiyor. Kazar’ın “Doğamızı yok etmeyin, havamızı kirletmeyin. Can ve mal kaybı yaşanmadan en kısa sürede gerekli önlemleri alın. Kayıplar yaşandıktan sonra ne anlatırsanız anlatın, gideni geri getiremezsiniz,” şeklindeki sitemleri, aslında herkesin kulağına küpe olması gereken bir çığlık. Ne yazık ki çevreci kuruluşların ve bilim camiasının sessizliği de Kazar’ı derinden yaralıyor. “Harmandalı söz konusu olunca kimse çıkmıyor, görmüyor ve duymazlıktan geliyor,” diyerek bu duyarsızlığa isyan ediyor. Göz göre göre gelen bu felakete artık ‘dur’ demek, sadece Harmandalı’nın değil, hepimizin insanlık görevi.






