Köyceğiz’deki O Dehşet Gecesi Mahkemede Çözüldü
2025 yılının ilk ayında Muğla’nın huzurlu ilçesi Köyceğiz’den yükselen çığlık, bugün adalet sarayının soğuk duvarlarında yankılandı. Beyobası Mahallesi’nde yaşanan ve tüm Türkiye’nin kanını donduran o meşum gecenin hukuki hesabı nihayet kesildi. Yunus Korkut’un, eşi Ummuhan Korkut’un ‘bayıldığını’ iddia ederek yaptığı o soğukkanlı ihbar, arkasındaki dehşeti gizlemeye yetmedi. Stratejik bir bakış açısıyla bakıldığında, yargının bu dosyadaki tutumu, aile içi şiddet davalarında yeni bir dönemin işaretçisi olarak görülüyor.
Sağlık Ekiplerinin Fark Ettiği Acı Gerçekler
Olay günü 112 Acil Çağrı Merkezi’ni arayan Yunus Korkut, iki çocuğunun annesinin ağzından köpükler gelerek yere yığıldığını söylemişti. Ancak Köyceğiz Devlet Hastanesi’nden Muğla Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ne uzanan o kritik saatlerde, doktorların tespit ettiği her morluk, adeta sessiz birer tanık gibi gerçeği haykırıyordu. Beyin kanaması teşhisiyle acil ameliyata alınan genç kadının vücudundaki darp izleri, olayın basit bir ‘bayılma’ vakası olmadığını açıkça ortaya koyuyordu. Yoğun bakımda verilen bir haftalık yaşam mücadelesi, ne yazık ki Ummuhan Korkut’un ölümüyle noktalandı. Bu noktada otopsi raporları, adaletin elindeki en büyük koz haline geldi.
Hukukun Tokadı: Takdiri İndirim Uygulanmadı
Muğla 1’inci Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen karar duruşmasında, toplumun vicdanını yaralayan bu olaya dair en net duruş sergilendi. SEGBİS aracılığıyla duruşmaya katılan sanık Yunus Korkut, yaptığı her savunmaya rağmen mahkeme heyetini ikna edemedi. Mahkeme, suçun işleniş şeklindeki gaddarlığı ve sanığın kastındaki yoğunluğu göz önüne alarak ‘Eşe karşı ölüm neticesine sebebiyet veren kasten yaralama’ suçundan 14 yıl hapis cezasına hükmetti. Kararın en can alıcı noktası ise mahkemenin, sanığın gelecekteki olası ‘iyi hal’ beklentilerini boşa çıkararak takdiri indirim maddesini elinin tersiyle itmesi oldu.
Yargının Sertleşen Yüzü: Şiddetin Bedeli Ağırlaşıyor
Bu karar, sadece bir cezadan ibaret değil; aynı zamanda aile içi şiddetin her türlüsüne karşı yargının takındığı tavizsiz tavrın bir göstergesi. 2026 yılına geldiğimiz şu günlerde, adaletin bu kadar sert ve kararlı tecelli etmesi, benzeri niyetleri olanlar için en ağır uyarı niteliğinde. Mahkemenin indirim uygulamama kararı, artık bu tür dosyalarda ‘kravat takıp pişmanım’ demenin hiçbir geçerliliğinin kalmadığının en somut kanıtı. Gelecekte, adaletin bu keskin kılıcı şiddeti kökünden kazır mı bilinmez ama bugün bir kadının hakkı, dört duvar arasında 14 yıllık bir bedelle ödetiliyor. Toplumun her kesimi için bu karar, adalete olan güvenin yeniden inşası yolunda sarsıcı bir adım olarak kayıtlara geçti.






