Emekçinin Alın Terine Çöken Düzen
Devletin kurumları kendi vatandaşının feryadına sağır kesilmişse, orada adalet sadece binaların tabelasında kalmış demektir. Maden işçisi Kurtuluş Parkı’nda coplanırken, hakkı gaspedilirken Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı kulağının üstüne yatıyor, SGK ise bu hırsızlığa göz yumuyor. İşçinin, emekçinin alın terini koruması gereken mekanizmalar paslanmış durumda. Kendi görev alanına girmemesine rağmen İçişleri Bakanı’nın devreye girip patronu ikna etmesi, aslında devlet yönetimindeki koordinasyonsuzluğun ve kurumların iflasının en net belgesidir. Emek hırsızlığı artık münferit bir olay değil, sistematik bir görmezden gelme halidir.
Okullar Birer Kaleye mi Dönüşüyor?
Eğitim sistemi sadece müfredat krizleriyle değil, artık can güvenliği sorunuyla boğuşuyor. Okul koridorlarında patlayan silahlar, hayattan kopan 10 can ve sindirilmiş bir toplum. Milli Eğitim Bakanlığı çözümü güvenlik politikalarını artırmakta, okulları adeta birer kapalı kaleye dönüştürmekte arıyor. Oysa sorun duvarların yüksekliğinde değil, toplumsal şiddetin kök saldığı bu çarpık düzendedir. Gülistan Doku gibi evlatlarımızın akıbeti belirsizken, devletin valisinin bir cinayeti gizlemek için gücünü seferber etmesi, kamu vicdanında onarılamaz yaralar açıyor. Sessiz bir yıkım yaşanıyor ve bu yıkım en çok en savunmasız olduğumuz yerden, okullarımızdan başlıyor.
Hukuk Manifestosu ve 25 Yıllık Ağır Fatura
Adaletin sadece bir bakanlık ismi olarak kalması, toplumsal istikrarın önündeki en büyük engeldir. Hukukun üstünlüğü ilkesi, kağıt üzerinde kalan bir metin haline geldiğinde, ekonomi de eğitim de sosyal barış da çökmeye mahkumdur. Bu gidişata dur demek için 13-14 Haziran’da Ankara’da düzenlenecek olan Hukuk Çalıştayı, Türkiye’nin hukuk devletine dönüş yolundaki manifestosu olacaktır. Vatandaşın cebini yakan ‘Türkiye Yüzyılı Yatırım Programı’ gibi parıltılı ambalajlar, aslında son 25 yılın birikmiş hatalarının, yanlış tercihlerinin ve ağır faturasının maskelenmesinden başka bir şey değildir. Yüzyılın projesi diye pazarlanan şey, aslında gelecek nesillerin ipotek altına alınmasıdır.
Vatandaşın Adalet Beklentisi ve Gerçekler
Bugün sokaktaki insanın en büyük endişesi yarın sabah işinin başında olup olmayacağı veya çocuğunun okuldan sağ salim dönüp dönmeyeceğidir. Devlet, asli görevini unutup sadece belli bir kesimin çıkarlarını koruyan bir mekanizmaya dönüştüğünde, sosyal patlamalar kaçınılmaz hale gelir. Maden işçisinin yediği cop, aslında sadece ona değil, bu ülkede hakkını arayan her bir ferde indirilmiştir. Adalet mekanizması yeniden tesis edilmediği sürece, hangi ekonomik paketi açarsanız açın, hangi reformdan bahsederseniz bahsedin; temeli çürük bir binayı boyamaktan öteye gidemezsiniz. Toplumun artık parıltılı kelimelere değil, somut adalete ve güvene ihtiyacı var.






