Ev Hapsine Dönüşen Yuva ve Şüpheli Ölüm
Diyarbakır’ın Bağlar ilçesinde 31 Mart 2025 gecesi gelen ‘intihar’ ihbarı, aslında çok daha derin bir hikâyenin kapılarını araladı. Olay yerine intikal eden ekipler, 37 yaşındaki Dilan Aslan’ı ateşli silahla hayatını kaybetmiş buldu. Elinin altında bir tabanca ve boş bir kovan duruyordu, ancak bu manzara, hadisenin ardındaki karanlık gerçeği gizlemeye yetmeyecekti. Antik çağlardan beri yuva olarak bilinen, huzur ve güvenin simgesi olması beklenen o ev, ne yazık ki bir cinayetin sahnesi haline gelmişti.
Geride Kalanlar ve Şüphelerin Gölgesi
Dilan Aslan’ın eşi Abdulvahap Aslan (53), olaydan kısa bir süre sonra amcasının oğlunu arayarak ‘Eşim kafasına sıktı, yetiş’ demesiyle başlamıştı trajik zincir. Ardından 5 yaşındaki çocuğunu evde bırakıp ortadan kaybolması ve yaklaşık iki saat sonra polis merkezine gitmesi, kadim bilgeliklerin dediği gibi, ‘olağan akışa’ aykırı bir tablo çiziyordu. Ekiplerin ölümü şüpheli bulup soruşturma başlatması ve Abdulvahap Aslan’ın cinayet şüphelisi olarak tutuklanması, bu tür olaylarda sıkça karşımıza çıkan ‘intihar süsü verme’ çabalarının da bir yansımasıydı.
Bir Kaçış Hikâyesi ve Tehditlerin Gölgesi
Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı’nın hazırladığı iddianame, bu trajedinin ardındaki geçmişi gözler önüne serdi. Çiftin on yıldır İstanbul’da yaşadığı, ancak Dilan Aslan’ın eşinin davranışları nedeniyle 26 Aralık 2024’te çocuklarını alıp Diyarbakır’daki yeğeninin yanına sığındığı anlaşıldı. Bu, ne yazık ki binlerce kadının yaşadığı o tanıdık kaçış hikâyesiydi. Ancak Abdulvahap Aslan, eşinin peşinden Diyarbakır’a gelmiş, barışma çabaları sırasında bile tehditlerini sürdürmüştü: ‘Seni öldüreceğim, akrabalarıma da namus davası diyeceğim.’ Bu sözler, Orta Çağ’dan günümüze dek uzanan, kadın cinayetlerini meşrulaştırma arayışının tüyler ürpertici bir tekrarıydı.
Adaletin Eli ve Toplumsal Yansımalar
İddianame, olay günü çıkan tartışmada Abdulvahap Aslan’ın kendisine ait tabancayla eşine ateş ettiğini belirtti. Olayın ardından Dilan Aslan’ı ve minik oğlunu evde bırakıp eşyalarını toplayarak ayrılması, yaşananların gerçek mahiyetini apaçık ortaya koyuyordu. Müşteki beyanları, şüpheli ifadesi, otopsi raporları, olay yeri incelemeleri ve tanık anlatımlarının bir araya gelmesiyle, adaletin çarkları işlemeye başladı. Diyarbakır 1’inci Ağır Ceza Mahkemesi, iddianameyi kabul ederek Abdulvahap Aslan’ın ‘eşe karşı kasten öldürme’ suçundan ağırlaştırılmış müebbet istemiyle yargılanmasına karar verdi. Bu dava, sadece bir cinayetin yargılanması değil, aynı zamanda toplumumuzdaki kadına yönelik şiddet gerçeğinin ve adaletin bu karanlıkla savaşının da bir simgesi. Her yeni vaka, bizi bu kadim sorunla yüzleşmeye ve daha güçlü çözümler bulmaya davet ediyor. Unutmayalım ki, bir kadın daha sessizliğe gömüldüğünde, insanlığımızdan bir parça daha eksilir.






