Sistemdeki Çatlak: Uzmanlık Nereye Kayboldu?
Türkiye’deki çocuk adalet sisteminin, aslında bir adaletsizlik ürettiği yönündeki eleştiriler, maalesef kulak ardı edilemeyecek kadar somut verilere dayanıyor. Adalet mekanizmasının, çocukların özel ihtiyaçlarını göz ardı etmesi ve onları bir yetişkin gibi ‘sisteme sokma’ çabası, onarılması güç yaralar açmaya devam ediyor. Bu vahim tabloyu gözler önüne seren hukukçulardan Karaboğa’nın tespitleri, mevcut sistemin yüzleşmekten kaçındığı acı gerçekleri bir kez daha hatırlatıyor.
Özellikle çocuk bürolarında görevli olmayan, örneğin kaçakçılıkla mücadele eden bir savcının, karmaşık ve hassas çocuk dosyalarıyla ilgilenmek zorunda kalması, tam bir ironi örneği. Ankara’da yaşanan, 110 çocuğun dahil olduğu büyük bir uyuşturucu operasyonunda, ifadelerin kaçakçılık bürosu savcıları tarafından alınması, sorunun ciddiyetini açıkça ortaya koyuyor. Çocuğa özgü hukuki düzenlemelerden bihaber, yalnızca yasal maddelere odaklanmış bir zihniyetle alınan ifadelerin, o çocukların travmasını derinleştirmekten ve onları daha kolay suç ağına düşürmekten başka bir işe yaramayacağını düşünmek için kahin olmaya gerek yok. O çocuklar, adaletin değil, sıradan bir prosedürün kurbanı haline geliyorlar.
Sosyal Desteğin Kıymeti: Bir Güven Köprüsü Kurmak
Çocukların adalet sistemiyle ilk temasları, çoğu zaman korku ve kafa karışıklığı ile başlıyor. Yetişkinlerin kendi deneyimleriyle kıyaslayarak ‘rahatça konuşurlar’ diye düşündüğü bir ortamda, çocuklar kendilerini asla güvende hissedemezler. Korku dolu bir ortamda, gerçeği bütün açıklığıyla anlatmak, yetişkinler için bile zorken, savunmasız bir çocuğun bunu yapmasını beklemek, safdillikten öteye geçemez. Bu yüzden, ifade esnasında sosyal çalışma görevlilerinin zorunlu hale gelmesi, Karaboğa’nın da vurguladığı gibi, sadece bir talep değil, evrensel bir insanlık ve hukuk gerekliliğidir.
Bir sosyal çalışma görevlisi, çocuğun içinde bulunduğu durumu anlamasına, neyle karşı karşıya olduğunu kavramasına yardımcı olan bir köprü vazifesi görür. Çocuğun diliyle konuşan, onu yargılamayan, şefkatli ve uzman bir yaklaşım, adaletin tecellisi için hayati önem taşır. Adli görüşme odaları ve zorunlu sosyal inceleme raporları, bu süreci şeffaf ve çocuk dostu hale getirecek temel taşlardır. Bu olmadan kurulan her adli süreç, ne yazık ki eksik, hatta sakat kalmaya mahkumdur.
Kırılma Anları: Okul Terkinden Suç Sokağına
Çocukların hayatlarındaki ‘ilk kırılma anları’ genellikle okul terki ve evden kaçma gibi kritik eşiklerde gizlidir. Gülhane Sağlık Bilimleri Fakültesi’nin pilot bölgesel çalışmaları, bu konuda çarpıcı sonuçlar ortaya koymuştur. Okul takibinin yetersizliği ve caydırıcı yaptırımların eksikliği, çocukları savunmasız bırakarak, onları sokağın acımasız kollarına iter. Tıpkı kıymetli bir hocamızın dediği gibi: ‘Doğa boşlukları sevmez, doldurur.’ Önemli olan, o boşlukların sevgiyle, eğitimle, destekle mi yoksa suçla, şiddetle, istismarla mı doldurulacağıdır. Okuldan uzaklaşan, aile bağları zayıflayan bir çocuk, suç örgütleri için kolay bir hedef haline gelir ve bu, sadece bireysel bir dram olmaktan çıkıp, toplumsal bir yara açar. Bu noktada önleyici tedbirler, sadece çocukların geleceğini değil, toplumun huzurunu da güvence altına alır.
Bugünün Çocukları, Yarının Yetişkinleri Değil: Adaletin Felsefesi
Çocuk adalet sistemi, asla ‘yarının yetişkinlerinin’ hakları üzerine inşa edilmemelidir. Çocuklar, sadece bugün çocuk oldukları için, özel haklara ve korunmaya layıktır. Onların haklarını, yetişkinlerin dar kalıplarına sığdırmaya çalışmak, tıpkı yetişkin elbiselerini kısaltıp bir çocuğa giydirmek gibi absürt bir çabadır. Bu durum, çocuğun kimliğini ve ihtiyaçlarını yok sayan, çağ dışı bir yaklaşımdır. Gerçek bir çocuk adaleti, çocukların benzersiz gelişim evrelerini, hassasiyetlerini ve korunmaya muhtaçlıklarını merkeze alır. Bu sistem, cezalandırmadan önce anlamayı, dışlamadan önce kapsayıcı olmayı hedefler. Unutulmamalıdır ki, bir toplumun medeniyet düzeyi, çocuklarına ve en savunmasız bireylerine nasıl davrandığıyla ölçülür. Çocukları bir yük olarak değil, geleceklerini şekillendirecek en değerli varlıklar olarak görmek, sadece onların değil, tüm bir neslin kaderini değiştirecektir.






