İstanbul’un Toprağını Kimler Yağmaladı?
İstanbul’un ciğerlerine kaçak hafriyat boşaltıp kasasını dolduranların tiyatrosu mahkeme salonlarında devam ediyor. Cebeci Maden Bölgesi’ndeki vurgunun boyutu sadece toprak kirliliği değil, aynı zamanda sistemli bir rüşvet ve usulsüzlük ağı mı? Bugün mahkemede savunma yapanların ‘Ben sadece işimi yapıyordum’ nakaratı, dökülen binlerce ton kaçak hafriyatın suçunu örtmeye yetmiyor. Şehrin kuzeyini bir rant çöplüğüne çevirenler, şimdi adaletin karşısında üç maymunu oynuyor.
Sorumluluk Almayan Sorumlular Sahnesi
Kantar sorumlusu Volkan Ateş, mahkemede adeta bir memur edasıyla savunma yaptı. ‘Benim işim kantara giren araca bakmaktı, araç geçtikten sonra ne olduğu beni ilgilendirmez’ diyor. İstanbul gibi her metrekaresi altın değerinde olan bir şehirde, İSTAÇ sistemini kullanarak yapılan bu dökümlerin denetimsiz olması mümkün mü? Her ay denetlenen bir sahada, devasa bir kaçakçılık operasyonunun fark edilmemesi hayatın olağan akışına değil, yolsuzluğun olağan akışına uygundur. Ateş’in ‘arşivde her şey kayıtlı’ demesi, aslında skandalın belgeli olduğunun itirafıdır.
Milyonluk Havaleler ve Cevapsız Sorular
Duruşmanın en can alıcı noktası ise mühendis Yağmur Cansu Yeşilyurt’un çapraz sorgusunda yaşandı. Sanık Ekrem İmamoğlu’nun sorduğu o kritik soru, dosyadaki kara deliği işaret ediyor: ‘İlçe belediyelerine gönderilen milyonlarca liralık havaleler neden yapıldı?’ Bir harita mühendisinin genel müdür yapılıp hiçbir yetkisinin olmadığını iddia etmesi, kurumsal bir kılıfın hazırlandığını gösteriyor. Vergi denetim raporlarında net bir şekilde görülen o milyonluk transferler, bu işin sadece bir hafriyat döküm işi olmadığını, arkasında siyasi ve bürokratik bir mekanizmanın işlediğini kanıtlar nitelikte. Yeşilyurt’un ‘Ben bunu bilemem’ cevabı, davanın asıl düğüm noktasının burası olduğunu teyit ediyor.
Vatandaşın Cebinden Çıkan Ekolojik İhanet
Bu dava sadece bir çevre kirliliği davası değil; bu, İstanbullunun yaşam alanına yapılan bir suikasttır. Kaçak döküm demek; yeraltı sularının zehirlenmesi, tarım arazilerinin yok edilmesi ve milyarlarca liralık vergi kaçakçılığı demektir. Kamu kaynaklarının ve şehrin geleceğinin kimlere peşkeş çekildiği, bu milyonluk havalelerin ucunun nereye dayandığıyla ortaya çıkacak. Firari sanık Murat Gülibrahimoğlu’nun gölgesinde yürüyen bu yargılamada, ‘bilmiyorum’ diyen mühendisler ve ‘yetkim yoktu’ diyen kantar görevlileriyle asıl faillere ulaşmak ne kadar mümkün? İstanbullu, kendi şehrinin toprağının nasıl pazarlandığının gerçek hesabını bekliyor. Denetimlerin neden yapılmadığı, bu paraların hangi hesaplara aktığı aydınlatılmadan Cebeci dosyası kapanmayacaktır.






