MENÜ
04 Haziran 2026 Perşembe
DOLAR 45,9864 ▲ %0,02
EURO 53,5198 ▲ %0,25
ALTIN 6.609,04 ▲ %0,84

Barajlar Dolarken Saklanan Gerçek: İstanbul’u Bekleyen Büyük Tehlike Ne?

İstanbul’un Su Sırrı: Yükseliş Aldatıcı mı?

İstanbul’un can damarı barajlar, son günlerde yağan yağmurlarla adeta yeniden can buldu. İSKİ’den gelen rakamlar, geçtiğimiz Aralık ayında yüzde 17,12’lere kadar gerileyen doluluk oranının, bugün itibarıyla yüzde 65,74’e fırladığını gösteriyor. Sadece son on dört günde yaşanan yüzde 19,71’lik bu yükseliş, ilk bakışta şehre rahat bir nefes aldırmış gibi görünse de, bir gazetecinin gözüyle bu tablonun ardındaki gerçeklere bakmak şart.

Yılbaşından bu yana düşen 368,14 milimetre yağışın, özellikle Ömerli, Elmalı ve Istrancalar gibi kritik barajlarda doluluk oranını yüzde 90’ların üzerine çıkarması, kısa vadede bir krizin önüne geçti. Ancak bu sevinç çığlıkları, perdenin arkasındaki daha büyük ve derin sorunları örtbas ediyor olabilir. Zira bu yükseliş, İstanbul’un kronikleşen su meselesinde yalnızca geçici bir pansuman mı, yoksa kalıcı bir çözümün başlangıcı mı?

Geçmişin Gölgesi: Neden Halen Alarm Zilleri Çalmalı?

Rakamların cazibesine kapılmadan önce, olayın hukuki ve toplumsal arka planına, yani ‘Neden böyle oldu?’ sorusuna eğilmek gerekiyor. Evet, barajlar doldu ama İSKİ istatistikleri bambaşka bir gerçeği fısıldıyor: Mevcut yüzde 65,74’lük doluluk oranı, son on yılın aynı dönemine bakıldığında halen en düşük üçüncü seviye. Bu durum, 2023’te yaşanan yüzde 39,59’luk dip seviyesinden çok daha iyi olsa da, 2017’deki yüzde 88,89’luk ya da 2019’daki yüzde 93,7’lik altın çağlardan ne kadar uzakta olduğumuzu açıkça ortaya koyuyor. Peki, neden her yıl bu kadar büyük dalgalanmalar yaşıyoruz?

İstanbul’un artan nüfusu, hızla genişleyen kentleşme ve ne yazık ki küresel iklim değişikliğinin getirdiği düzensiz yağış rejimleri, bu tablonun temel taşlarını oluşturuyor. Kentin su tüketimi dün itibarıyla 3 milyon metreküpü aşarken, bu devasa talebin sadece barajlardan karşılanamayacağı aşikar. Melen ve Yeşilçay gibi dış kaynaklardan sağlanan 253,27 milyon metreküp su, şehrin susuz kalmamasını sağlayan hayati bir denge unsuru. Ancak bu bağımlılık, uzun vadeli su güvenliği için ciddi bir risk faktörü olmaya devam ediyor.

İstanbul’un Gelecek Suyu: Vatandaşı Neler Bekliyor?

Her yağmur damlası önemliyken, her kurak dönem bir kabus senaryosu çiziyor. İstanbul’un gelecekteki su güvenliği için sadece barajların doluluğuna bel bağlamak, kumdan kale inşa etmekten farksız. Toplumsal bilinçlenme, su tasarrufu alışkanlıklarının yaygınlaşması ve altyapı yatırımlarının hız kesmeden devam etmesi hayati önem taşıyor. Su kayıp kaçaklarının önlenmesi, gri su geri dönüşüm sistemlerinin yaygınlaştırılması ve alternatif su kaynaklarının araştırılması, bu mücadelenin temel direkleri olmalı.

Aksi takdirde, her yükselişin ardından gelen düşüşler, sadece istatistiksel bir veri olmaktan çıkıp, musluklardan akmayan su ve uygulanan kısıtlamalarla doğrudan İstanbullunun yaşam kalitesini etkilemeye devam edecek. Bu yüzden, şimdilik rahat bir nefes almış olsak da, su yönetimi konusunda uzun soluklu ve stratejik adımlar atılmazsa, bu ‘geçici bahar’ın ardından çok daha çetin bir ‘kış’ın gelmesi kaçınılmaz görünüyor. İşte tam da bu noktada, kamuoyunun bu gerçekleri bilmesi ve ilgili kurumların şeffaf bir şekilde geleceğe yönelik planlarını açıklaması gerekiyor.

Yorum Yap

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir