Ayasofya’nın Huzurunda Yükselen Buruk Nida
Kültür ve medeniyetimizin kadim yankılarını taşıyan Ayasofya-i Kebir Cami-i Şerifi, bu mübarek bayram sabahında bir kez daha uhrevi bir buluşmaya ev sahipliği yaptı. Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı Numan Kurtulmuş’un da saf tuttuğu bu kutlu mekânda, dualar semaya yükselirken, kalplerdeki inanç ve umut pınarları gürül gürül aktı. Ancak bu derin manevi coşkuya, uzaktaki bir yaranın, Mescid-i Aksa’nın kapılarının kapalı oluşunun acı gölgesi düştü. Bayram sevinciyle birlikte gelen bu burukluk, coğrafyaların ötesinde, her vicdan sahibi ruhta bir sızıya dönüştü.
Ayasofya’nın Mirası ve Bayramın Derin Ruhu
Ayasofya, tarih boyunca farklı medeniyetlerin izlerini taşıyan, insanlığın ortak mirasına nakşedilmiş bir abidedir. Kubbelerinde yankılanan ezan sesleri, mihrabındaki kutsal duruş, sadece bir ibadethane olmanın ötesinde, ruhları kuşatan bir sanat eseri, bir ilham kaynağıdır. Bayram sabahı cemaatin Ayasofya’da buluşması, geçmişin ihtişamıyla bugünün idrakini birleştiren, derin bir anlam katmanı taşır. Bu anlarda, birlik ve beraberliğin, şükrün ve paylaşmanın ruhu, Ayasofya’nın kadim duvarlarından tüm dünyaya yayılan bir melodi gibi hissedilir. Bu kutsal mekânda edilen dualar, sadece kişisel dilekler olmaktan çıkıp, tüm insanlık için barış ve esenlik çağrısına dönüşür; yeryüzüne merhametin ve adaletin inmesi dileğiyle semaya yükselir.
Mescid-i Aksa: Kapatılan Kapılar, Susturulan Dualar
Fakat ne acıdır ki, aynı bayram sabahında, üç semavi dinin ortak mirası, İslam âleminin ilk kıblesi ve en mukaddes mekânlarından biri olan Mescid-i Aksa, ibadete kapanmıştı. Bayram namazı için toplanan Müslümanların kapılardan geri çevrilmesi, sadece bir ibadetin engellenmesi değil, aynı zamanda tarihsel ve manevi bir tahakkümün, uluslararası hukukun hiçe sayılmasının utanç verici bir tezahürüydü. Bu durum, yüzyıllardır süregelen Filistin topraklarındaki işgalin, Kudüs’teki statükonun pervasızca ihlalinin, en trajik anlarından biri olarak zihinlere kazındı. Mescid-i Aksa’nın mukaddes avlularında yükselmesi gereken bayram tekbirleri yerine, derin bir sessizlik ve mağduriyetin feryadı yankılandı; bu durum, dünya Müslümanlarının kalbinde kapanmaz bir yara açtı.
Zulmün Şahikası ve Vicdanların Sancısı
Başkan Kurtulmuş’un da dile getirdiği gibi, Mescid-i Aksa’nın bayram namazına kapatılması, ‘zulmün geldiği en son nokta’, ‘zulmün şahikası’ tabirleriyle ifade edilebilecek boyutta bir adaletsizliktir. Bu eylem, sadece ibadet özgürlüğüne yönelik bir saldırı değil, aynı zamanda bir halkın kimliğine, inancına ve varoluşuna indirilen ağır bir darbedir. Bu tür yasaklar, gerilimi tırmandırmakta, bölgesel barış çabalarını baltalamakta ve uluslararası toplumun gözü önünde insanlık onurunu ayaklar altına almaktadır. Dünya çapındaki milyonlarca Müslüman, bu duruma karşı derin bir öfke ve çaresizlik hissederken, vicdan sahibi tüm insanların bu haksızlığa karşı sesini yükseltmesi, insanlık onurunun bir gereğidir. Bu durum, yalnızca siyasi bir mesele olmaktan öte, insanlığın temel değerlerine yapılan bir saldırıdır.
Adaletin Şafağına Duyulan Özlem ve Küresel Sorumluluk
Her ne kadar bu bayram sabahı buruk bir tebessümle karşılansa da, Ayasofya’nın manevi rüzgârı, Mescid-i Aksa’ya olan umudumuzu diri tutmaya devam ediyor. Başkan Kurtulmuş’un ‘Ümit ediyoruz ki Mescid-i Aksa’nın mazlum bir şekilde geçirdiği son bayram olsun bu bayram’ temennisi, sadece bir dilek değil, aynı zamanda uluslararası arenada adaletin tecelli etmesi için güçlü bir çağrıdır. Bu çağrı, kadim şehir Kudüs’ün ve kutsal mekân Mescid-i Aksa’nın, barışın ve özgürlüğün timsali olduğu günlerin yakın olduğu inancını taşır. Bir gün, tüm engellerin kalktığı, duaların özgürce yükseldiği, kalplerin huzurla dolduğu bir bayrama ulaşmak dileğiyle, bu adaletsizliğin bir an önce son bulması için çabalarımızı sürdürmek, hepimizin ortak sorumluluğudur. Bu çaba, insanlığın ortak vicdanının sesi olmalıdır.






