MENÜ
18 Haziran 2026 Perşembe
DOLAR 46,4571 ▲ %0,18
EURO 53,5019 ▼ %0,01
ALTIN 6.435,89 ▲ %1,44

Asırlık Bayramın Sırrı: Türk Dünyası Neden Şimdi Nevruz’a Kilitlendi?

Kadim Bir Mirasın Yeniden Keşfi

Tarih, sadece geçmişin tozlu sayfaları ya da akıp giden zamanın kronolojik bir dökümü değildir. O, milletlerin hafızası, medeniyetlerin kök hücresi ve geleceğe yön veren sarsılmaz bir pusuladır. Bu derin hakikatle yüzleştiğimizde, bizleri biz yapan, asırlar boyunca ayakta tutan en mühim unsurlardan birinin köklerimize ve ortak kültürel değerlerimize olan güçlü aidiyetimiz olduğunu görüyoruz. İşte tam da bu noktada, Adriyatik kıyılarından Çin Seddi’ne, Türkistan bozkırlarından Balkanlar’ın zümrüt yeşili dağlarına uzanan devasa gönül coğrafyamızda yüzlerce yıldır aynı coşku ve heyecanla kutlanan Nevruz Bayramı, bu aidiyetin en müşahhas, en renkli nişanesi olarak karşımıza çıkıyor.

Nevruz, tabiatın kış uykusundan uyanışını, toprağın yeniden dirilişini ve baharın gelişini müjdeleyen bir takvim yaprağı olmanın çok ötesindedir. Sivaslı Aşık Ali Nebi’nin dizelerindeki gibi, o sadece bir mevsim dönüşü değil; milletimizin zorluklar karşısındaki dirayetinin, kardeşliğinin ve en önemlisi, birliğinin bayramıdır. Ayrılığın, gayrılığın değil, iri olmanın, diri kalmanın ve kardeş olmanın günüdür. Bu derin anlam, 86 milyonluk Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları başta olmak üzere, tüm Türk dünyasının ortak şenliğinde yankı bulur.

Köklerinden Koparılmaya Çalışılan Bir Kimliğin Dramı

Ne yazık ki, son iki asır Türk dünyası ve İslam alemi için büyük zorluklara, çilelere ve sistemli asimilasyon politikalarına sahne oldu. Bu dönemde, münevverlerimiz zindanlara atılarak, sürgünlere gönderilerek susturulmaya çalışıldı. Kadim kimlikler, diller ve inanç değerleri yasaklandı, adeta bir ‘hazan mevsimi’ yaşatıldı. Halk, kendi özünden ve tarihinden koparılmaya çalışıldı. Tek parti döneminin, Türkiye sınırları dışında ‘Türk var’ demeyi dahi suç sayan, kendi soydaşını Boraltan Köprüsü’nde ateşe atan o karanlık ve şaşı bakan zihniyetinin açtığı yaralar, kolektif hafızamızda derin izler bıraktı. Bu acı dolu miras, vatandaşların kendi kimliklerini gizleme, kültürel değerlerini kapalı kapılar ardında yaşatma zorunda kalmasına neden oldu. Geçmişte yaşanan bu dramlar, Nevruz gibi ortak bayramların, sadece bir kutlama değil, aynı zamanda direnişin ve yeniden var oluşun sembolü haline gelmesinin temel nedenidir.

Ancak hamdolsun ki, o ‘hazan mevsimi’ ve karanlık zihniyet, tarihin çöplüğüne gömüldü. Bugün, merhum İsmail Gaspıralı’nın ‘Dilde, fikirde, işte birlik’ diyerek yaktığı o meşale, Türk Devletleri Teşkilatı çatısı altında devasa bir küresel güce dönüşmüştür. Bu dönüşüm, sadece devletlerarası bir işbirliği değil, aynı zamanda yüzyıllardır ayrı düşmüş, acı çekmiş halkların yeniden kucaklaşması, birbirini tanıması ve ortak bir geleceğe yürümesi anlamını taşıyor.

Geleceğin Teminatı: Kültür ve Eğitim Köprüleri

Türkiye olarak, Türk dünyası ile kucaklaşmayı ve her alanda işbirliğini dış politikamızın en temel gayesi olarak belirledik. İlan ettiğimiz 2040 Türk Dünyası Vizyon Belgesi ile siyasetten ekonomiye, enerjiden Orta Koridor’un inşasına kadar her alanda kader ortaklığımızı perçinlerken, asıl kalıcı ve sarsılmaz bağın eğitim, bilim, kültür ve sanatla atılacağının bilincindeyiz. Zira sağlam fikir köprüleri kurulmadan, siyasi ve ekonomik köprülerin kalıcı olması mümkün değildir.

Bu vizyon doğrultusunda, Cengiz Aytmatov’un eserlerini ve Oğuznameleri ortak Türk alfabesiyle basmak gibi tarihi adımlar atıldı. Ortak tarih, coğrafya ve edebiyat müfredatlarıyla, Türk dünyasındaki üniversitelerin, TÜBA’nın ve Türk Akademisi’nin değerli çaba ve gayretleriyle, evlatlarımız ortak bir tarih şuuruyla geleceğe hazırlanıyor. Bu çalışmalar, gençlerimizin sadece akademik bilgiyle değil, aynı zamanda geniş bir kültürel perspektifle donanarak, geleceğin liderleri ve entelektüelleri olmalarını amaçlamaktadır. Bu çabalar, vatandaşlarımızın ortak kimliklerine olan güvenini pekiştirirken, kültürel zenginliklerini yeni nesillere aktarmanın da en etkili yolu haline gelmiştir.

Ortak Bir Ses, Ortak Bir Gelecek İnşası

Nevruz Bayramı’nın, tıpkı 3 Ekim Türk İş Birliği Günü gibi, Türk Devletleri Teşkilatı çatısı altında tüm Türk dünyasının ‘Ortak Anma ve Kutlama Günü’ olarak ilan edilmesi yönündeki irade, bu ortak bilincin kurumsallaşması gayesini taşımaktadır. Zira bizler, Ahmet Yesevi’nin, Yunus Emre’nin, Mahtumkulu Firaki’nin, Ahmet Cevat’ın ve Süleyman Çolpan’ın ruhunu aynı hamurla yoğuran, dertleri ortak, sevinçleri ortak, idealleri ortak büyük bir ailenin mensuplarıyız. Bugün Gazze’deki mazluma ağlarken de Karabağ’da azatlık ateşini yakarken de aynı hissiyatla çarpan kalpleriz. Bu birlik ruhu, vatandaşların sadece kendi devletleriyle değil, aynı zamanda geniş Türk dünyası coğrafyasındaki diğer kardeşleriyle de derin bir duygusal bağ kurmasını sağlamaktadır.

Türk dünyasının dört bir yanından değerli bilim insanlarımızın katkılarıyla vücut bulan bu kıymetli eser, kültürel hafızamızı diri tutacak, gençlerimize ilham verecek, ‘Türkiye Yüzyılı’ ve ‘Türk Dünyası Asrı’nın inşasında sağlam bir irfan tuğlası olacaktır. Baharın müjdecisi Nevruz’un tüm insanlığa, ülkemize ve Türk dünyasına barış, huzur ve refah getirmesini diliyor, bu büyük eserin hazırlanmasında emeği geçen Türk Devletleri ile İlişkiler Başkanlığını ve tüm akademisyenleri kutluyoruz.

Yorum Yap

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir