Marmaris’teki Lüks Teknede Ne Olmuştu?
Marmaris’in o kartpostallık koyları bu kez huzurla değil, bir gencin yitip giden hayatıyla ve ardından gelen adalet tartışmalarıyla çalkalanıyor. Bozburun Mahallesi Kocabahçe Koyu’nda, takvimler 20 Temmuz’u gösterdiğinde ‘Arda Deniz’ adlı teknede çıkan kavga, sadece bir asayiş olayı değil, vicdanları yaralayan bir trajediye dönüştü. Arda Deniz Onat, henüz hayatının baharındayken o teknede aldığı darbeyle denize düştü ve bir daha uyanamadı. Babası Kenan Onat’ın evladını baygın halde sudan çıkardığı o anlar, bir ailenin en büyük kabusunun başlangıcıydı.
Dokuz Ay Sonra Gelen Tahliye Kararı
Olayın ardından tutuklanan Sinan Yetkin, Selim Yetkin ve Volkan Coşkun Canfedai hakkındaki dava süreci Marmaris 1. Asliye Ceza Mahkemesi’nde devam ediyor. Ancak bugün görülen ikinci duruşmada çıkan karar, Onat ailesi için ikinci bir yıkım oldu. Sanıkların mahkeme salonundaki savunmaları ise tam anlamıyla akıllara durgunluk verecek cinstendi. Dokuz aydır tutuklu olduklarını belirten sanıklar, ‘sosyal hayattan uzak kaldıklarını’ bahane ederek tahliyelerini istediler. Mahkeme de bu talebi geri çevirmeyerek, yurt dışı çıkış yasağı şartıyla üç sanığın da tahliyesine karar verdi.
Sosyal Hayat mı, Bir Gencin Hayatı mı?
Bir yanda gencecik yaşında toprağa verilmiş bir evlat, diğer yanda ‘sosyal hayatımızdan olduk’ diyen sanıklar… Ekonomiden hukuka kadar her alanda ‘insan hayatının değeri’ üzerine kafa yoran bir ekonomi şefi olarak soruyorum: Bir insanın yaşam hakkının bedeli, dokuz aylık bir hapisle mi ölçülüyor? Toplumun adalet mekanizmasına olan güveni, bu tip kararlarla zedelendiğinde bunun ekonomik faturası da ağır olur. Güvenin olmadığı bir yerde huzur, huzurun olmadığı yerde ise yatırım olmaz. Adliye koridorlarında yankılanan ‘Adalet istiyoruz’ sloganları, aslında hepimizin ortak çığlığı haline geldi.
Dosya Ağır Ceza Yolunda
Onat ailesinin avukatı Anıl Aba, bu kararın ardından pes etmeye niyetli olmadıklarını net bir dille ifade etti. Karara itiraz edeceklerini belirten Aba’nın gözü kulağı şimdi Adli Tıp Kurumu’ndan gelecek o kritik raporda. Eğer beklenen rapor ölüm nedenini net bir şekilde ortaya koyarsa, dosya Asliye Ceza’nın yetkisini aşarak Ağır Ceza Mahkemesi’ne taşınacak. İşte o zaman yargılama ‘taksirle ölüme neden olma’ kıskacından kurtulup, gerçek bir hesaplaşmaya dönüşebilir. Şimdilik sanıklar dışarıda, aile ise sinir krizleri ve gözyaşlarıyla baş başa kalmış durumda. Adaletin terazisi bu kez şaşsa da, son söz henüz söylenmedi.





