Antalya’nın kalbi olarak bilinen, dar sokakları ve cumbalı evleriyle adeta bir açık hava müzesini andıran Kaleiçi, bugünlerde bir dedektiflik hikayesini aratmayan kültür mirası operasyonuna ev sahipliği yapıyor. Her şey, restorasyon uzmanı Cemil Karabayram‘ın bir halı dükkanında merdiven geçişine monte edilmiş sıradan bir ahşap yapı gibi görünen nesnenin aslında paha biçilemez bir tarih barındırdığını fark etmesiyle başladı. Bu keşif, Antalya sokaklarından Güney Afrika kıyılarına ve oradan Konya‘nın manevi atmosferine uzanan geniş bir dosyanın kapağını araladı.
Kültür Mirasının Korunmasında Hukuki ve Teknik Süreçler
Türkiye’de 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu uyarınca, tarihi eser niteliği taşıyan her türlü taşınır ve taşınmaz varlık devlet malı hükmündedir. Antalya Vakıflar Bölge Müdürlüğü’ne yapılan ihbarın ardından başlatılan incelemeler, eserin sadece estetik değil, teknik açıdan da ciddi bir müdahaleye maruz kaldığını kanıtladı. Uzmanlar tarafından hazırlanan ön raporlarda, ahşap yapının kesildiği, yüzeyinin kazındığı ve modern vidalarla montajlandığı tespit edildi. Bu durum, tarihi eserlerin restorasyon ilkelerine aykırı olduğu gibi, eserin özgün yapısını bozmaya yönelik ciddi bir eylem olarak kayıtlara geçti.
Hukuki süreçte, eseri elinde bulunduran dükkan sahibi Mehmet Sağgün‘ün taahhütname vermesine rağmen, nihai karar çıkmadan mülkünü satıp yurt dışına yerleşmesi olayı yeni bir boyuta taşıdı. Antalya Vakıflar Bölge Müdürü Nurullah Pervaneli, eserin yeni mülkiyet sahipleri tarafından ticari bir obje gibi görülüp karşılığında ücret talep edildiğini, ancak kararlı bir takip neticesinde eserin Antalya Havalimanı bölgesindeki bir depoda gizlendiğinin tespit edildiğini açıkladı. Bu aşamada devreye giren Sanat Eserleri Daire Başkanlığı uzmanları, objenin kökenini belirlemek için titiz bir kimlik çalışması yürüttü.
Güney Afrika’dan Konya’ya Uzanan Emanet Trafiği
Hakkındaki iddialara Güney Afrika’dan yanıt veren Mehmet Sağgün, eseri 1990 yılında bir süs eşyası olarak satın aldığını ve tarihi değerinden habersiz olduğunu savundu. Sağgün’ün ifadelerine göre, eseri aslında bağışlamak istemiş ancak resmi süreçlerin ağır işlemesi nedeniyle dükkanını devrettiğinde objeyi bir arkadaşına emanet etmişti. Bu noktada, Türkiye’deki adli süreçlerin ciddiyeti ve bürokratik takip mekanizması, eserin başka bir ülkeye kaçırılmasını engelleyen en büyük set oldu.
Emekli Sanat Tarihi Uzmanı Ali Kılcı‘nın hazırladığı yeni rapor ise hikayenin eksik parçalarını tamamladı. Rapora göre bu nadide mihrap, aslında Konya ilinden Antalya’ya getirilmişti. Selçuklu ve Osmanlı mimarisinin merkezi sayılan Konya’nın sanatsal dokusunu taşıyan mihrabın, onarımı yapıldıktan sonra ya müze koşullarında sergilenmesi ya da mihrabı eksik olan bir camide aslına uygun şekilde kullanılması kararlaştırıldı. Antalya’nın nemli havasından ve depo köşelerinden kurtarılan bu tarih mirası, şimdi asıl vatanı olan Konya’ya doğru yola çıkmaya hazırlanıyor. Bu olay, toplumsal bilincin ve uzman denetiminin tarihi eser kaçakçılığına karşı ne kadar kritik bir rol oynadığını bir kez daha gözler önüne serdi.






