Ankara’daki koridorlarda son dönemde mırıltılar halinde dile getirilen ancak yüksek sesle konuşulmaktan çekinilen bir ihtimal, somut bir adımda kendini gösterdi. Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın, Suriye Dışişleri Bakanı Esad Hasan Şeybani ile telefonla görüşmesi, sadece kuru bir diplomatik temasın çok ötesinde anlamlar taşıyor. Bu görüşme, bölgedeki dengelerin ve Türkiye’nin Suriye politikasının potansiyel bir dönüşüm sinyali olarak okunmalı.
On Yıllık Buzdağının Çatlaması
Türkiye ile Suriye arasındaki ilişkiler, yaklaşık on iki yıldır süren iç savaş boyunca adeta donmuş bir vaziyetteydi. Ankara, Esad rejimine karşı sert bir duruş sergilerken, bölgedeki muhalif gruplara verdiği destekle biliniyordu. Ancak son yıllarda, özellikle mülteci sorunu, sınır güvenliği endişeleri ve terör örgütleriyle mücadele gibi başlıklar, Ankara’yı Suriye ile doğrudan temas kurma arayışına itmişti. Özellikle Rusya ve İran’ın da arabuluculuğuyla başlayan zemin yoklama çabaları, bu telefon görüşmesinin altyapısını hazırlayan önemli faktörler arasında yer alıyor.
Masadaki Görünmeyen Gündem: Mülteciler ve Güvenlik
Her ne kadar resmi açıklamalarda görüşmenin içeriğine dair detay verilmemiş olsa da, bu tür yüksek seviyeli temaslarda ele alınan ana konular bellidir. Türkiye’nin en büyük önceliklerinden biri, ülkesindeki Suriyeli mültecilerin gönüllü ve güvenli bir şekilde kendi topraklarına dönüşünü sağlamak. Bu, aynı zamanda iç siyasette de önemli bir beklenti haline gelmiş durumda. Diğer yandan, Suriye’nin kuzeyindeki terör örgütü YPG/PKK varlığı, Ankara için kırmızı çizgiyi oluşturuyor. Bu telefon görüşmesinde, sınır ötesi güvenlik, terörle mücadelede iş birliği imkanları ve Suriye’nin toprak bütünlüğünün korunması gibi başlıkların ağırlıklı olarak konuşulduğu tahmin ediliyor.
Bölgesel Etkiler ve Gelecek Senaryoları
Bu telefon görüşmesinin, bölgedeki diğer aktörler üzerinde de yankı uyandırması kaçınılmaz. Rusya ve İran, uzun süredir Türkiye ile Suriye arasında bir yakınlaşma için zemin hazırlıyordu. Bu görüşme, onların da diplomatik çabalarının bir sonucu olarak görülebilir. Ancak bu, ilişkilerin hemen normale döneceği anlamına gelmiyor. Karşılıklı güven inşası, atılacak adımlar ve beklentilerdeki farklılıklar, sürecin önündeki en büyük engeller. Ankara’nın Esad rejiminden beklentileri ile Şam’ın Türkiye’den beklentileri (örneğin TSK’nın Suriye topraklarındaki varlığı) arasında ciddi bir mesafe var. Bu telefon, belki de on yıllık bir buzdağını çatlatmaya başlayan ilk sesti; ancak bu çatlağın nasıl büyüyeceği ve yeni bir yola dönüşüp dönüşmeyeceği, önümüzdeki dönemin en kritik sorusu olacak. Halkın merakla beklediği somut adımlar ise zamanla kendini gösterecek.






