Sakarya’nın Hendek ilçesi, Türkiye’nin en yoğun ulaşım akslarından biri olan Anadolu Otoyolu üzerindeki kritik konumuyla bilinir. 5 Temmuz 2025 tarihinde bu güzergahta yaşanan bir trafik kazası, sadece bir trafik vakası olmaktan çıkıp, otomotiv sektöründeki güvenlik standartlarını sorgulatan hukuki bir sürece dönüştü. Abdullah Yaldız idaresindeki 2024 model otomobilin, otoyol üzerinde kural dışı dönüş yapmaya çalışan bir tırla çarpışması sonucu meydana gelen kaza, araç içi güvenlik sistemlerinin işlevselliği konusundaki tartışmaları alevlendirdi.
Bilirkişi Raporu: Hava Yastıkları Neden Açılmadı?
Kazanın ardından Düzce 4. Asliye Hukuk Mahkemesi tarafından görevlendirilen uzman bilirkişi heyeti, hurdaya dönen araç üzerinde titiz bir inceleme gerçekleştirdi. Yapılan teknik analizler sonucunda, sağ taraftaki hava yastıklarının yırtık olduğu, yeterli basınçla şişmediği ve bu durumun araçta ciddi bir üretim kusuruna işaret ettiği raporlandı. Türkiye’de adli süreçlerde bilirkişi raporu, mahkemenin karar verme aşamasındaki en kritik delil niteliğini taşır. Özellikle otomotiv sektöründeki gizli kusurlar söz konusu olduğunda, mühendislik verileriyle hazırlanan bu raporlar, tüketicinin hak arama yolundaki en güçlü dayanağıdır.
Kazada araç içerisinde bulunan dört kişiden üçü ağır şekilde yaralandı. Emniyet kemerlerinin takılı olmasına rağmen, sağ koltukta oturan yolcuların kalça ve omuz bölgelerinde parçalı kırıklar meydana gelmesi, hava yastıklarının koruyucu kalkan görevini yerine getirmediğini tescilledi. Tıbbi müdahale süreçlerinde bir yolcuya 13 vida ve 2 platin takılması, olayın fiziksel boyutunun ne denli ağır olduğunu göstermektedir. Bu tür durumlarda Türk Ceza Kanunu ve Tüketici Kanunu çerçevesinde hem maddi hem de manevi tazminat davaları açılabilmekte, üretici firmanın ayıplı mal sorumluluğu masaya yatırılmaktadır.
Tüketici Hakları ve Otomotiv Sektöründe Güvenlik Zafiyeti
Sakarya gibi sanayi ve lojistik merkezlerinin geçiş noktasında bulunan bölgelerde trafik yoğunluğu, araç içi güvenlik donanımlarının hayati önemini her geçen gün artırıyor. Abdullah Yaldız, firmanın sunduğu yeni araç alımında indirim teklifini reddederek, yaşanan bu mağduriyetin sadece ekonomik bir kayıp değil, bir yaşam hakkı ihlali olduğunu vurguluyor. Türkiye’deki hukuk sisteminde bu tür davalar genellikle delil tespiti, ön inceleme ve tahkikat aşamalarından oluşur. Mahkeme, bilirkişi raporunu esas alarak üretici firmanın sorumluluk düzeyini belirleyecektir.
Bu vaka, Ankara kulislerinde ve tüketici derneklerinde de geniş yankı bulacak nitelikte. Zira otomotiv devlerinin satış sonrası süreçlerdeki tutumu, marka güvenilirliğini doğrudan etkiliyor. Hukuki uzmanlar, bu tür durumlarda araç sahiplerinin mutlaka teknik bir tespit yaptırması ve süreci adli makamlara taşıması gerektiğini hatırlatıyor. Kazanın üzerinden geçen yedi aya rağmen çözüm üretilmemesi, sektördeki denetim mekanizmalarının ve tüketiciyi koruma yasalarının uygulanabilirliğini bir kez daha gündeme taşıyor. Toplumsal güvenlik açısından araç güvenliği, bireysel bir mesele olmaktan öte, kamu sağlığını ilgilendiren bir meseledir.






