Tarih, sükutun bazen en ağır feryattan daha sarsıcı olduğunu bizlere defalarca kanıtlamıştır. Antik çağlardan bu yana Şehzadeler kenti olarak anılan Manisa, bu kez bağrında sakladığı 15 yıllık bir trajedinin gün yüzüne çıkışına şahitlik ediyor. 2009 yılının kış aylarında, soğuk bir aralık gününde izini kaybettiren Ebru Koyuncu‘nun hikayesi, adaletin er ya da geç tecelli edeceğini bir kez daha hatırlattı. Kaybolduğu günden bu yana geçen koca bir ömür, sessizliğin karanlığında gömülü kalmıştı.
Olayın fitilini ateşleyen ise vicdani bir muhasebeden ziyade, hayatın en katı ve maddi gerçekleri oldu. 1 Ekim 2025 tarihinde, Sancaklıiğdecik Mahallesi‘nde yaşayan anne Münevver Koyuncu’nun jandarma kapısını çalması, aile içinde yapılacak bir miras paylaşımı sırasında Ebru’nun resmi kayıtlardaki varlığının zorunluluk haline gelmesiyle tetiklendi. Bu durum, bize antik trajedilerdeki ‘kaderin cilvesi’ motifini anımsatıyor; zira yıllarca susan diller, bir toprak parçasının taksimi sırasında çözülmek zorunda kaldı. Manisa Cumhuriyet Başsavcılığı’nın talimatıyla başlatılan soruşturma, tozlu raflardan inen bir dramın kapısını araladı.
Türkiye’de Kayıp Şahıslar ve Adli Soruşturma Usulleri
Türkiye Cumhuriyeti hukuk sisteminde kayıp şahıs ihbarları, Cumhuriyet Başsavcılıkları koordinesinde büyük bir titizlikle yürütülür. Ebru Koyuncu dosyasında da görüldüğü üzere, şüpheler aile içine odaklandığında dosyaya gizlilik kararı getirilmesi, delillerin karartılmasını önlemek adına hayati bir adımdır. Jandarma Suç Araştırma Timi (JASAT), modern kriminalistik yöntemlerle geçmişin tozlu raflarındaki tanık beyanlarını ve saha verilerini harmanlayarak bir projeksiyon oluşturur. Bu süreçte sadece ifadeler değil, teknik takip ve geçmişe dönük HTS kayıtları gibi teknolojik imkanlar da seferber edilir.
Soruşturmanın derinleşmesiyle birlikte, Ebru Koyuncu’nun o dönem eski eniştesi Ufuk Köse ile yaşadığı yasak ilişki ve bu ilişkiden kaynaklanan hamilelik durumu birincil motivasyon kaynağı olarak belirlendi. Kars, İzmir ve Manisa üçgeninde düzenlenen eş zamanlı operasyonlar, 15 yıllık sessiz ortaklığı sona erdirdi. Gözaltına alınan isimler arasındaki abla F.K., üvey kardeşler M.K. ve A.K., adaletin pençesinde geçmişle yüzleşmek zorunda kaldı.
Adli Tıp ve Kemik Kimliklendirme Süreçleri
İzmir’in Kemalpaşa ilçesi Armutlu Mahallesi‘ndeki bir bahçede yapılan kazılar, trajedinin somut kanıtlarını gün ışığına çıkardı. Katil zanlısı Ufuk Köse’nin yer göstermesiyle ulaşılan kafatasları ve kemik parçaları, artık birer delil niteliğindedir. Adli Tıp Kurumu‘na gönderilen bu bulgular, mitokondriyal DNA analizleri ve osteolojik incelemelerden geçirilerek maktulün kimliğiyle eşleştirilecektir. Toprak altında geçen onca yıla rağmen, bilimsel metodoloji kurbanın kimliğini ve ölüm nedenini belirlemede yanılmaz bir rehberdir.
Adliyeye sevk edilen şüphelilerden abla F.K.’nın gazetecilere verdiği “Ufuk Köse öldürdü” cevabı ve failin “Pişmanım” itirafı, aslında bir ailenin kendi içinde kurduğu sahte cennetin nasıl bir cehenneme dönüştüğünün vesikasıdır. Bu vaka, toplumsal güvenlik mekanizmalarının ve aile içi denetimin ne denli kritik olduğunu bir kez daha kanıtlamıştır. Adalet, bazen bir miras dosyasında, bazen de bir kazma darbesinde gizlidir; ancak asla tamamen yok olmaz.






