Eskişehir’de Eğitim Yapıları Mercek Altında
Eskişehir’deki okul binalarının depreme karşı ne kadar hazırlıklı olduğu tartışması yeniden alevlendi. Tüm Öğrenci Velileri Dayanışma Derneği (ÖV-DER) Eskişehir Şube Başkanı Faik Alkan, kentin eğitim altyapısındaki derin çatlakları gözler önüne seren çarpıcı açıklamalarda bulundu. Alkan, okulların dayanıklılık testlerinden geçirilmesinin olumlu bir adım olduğunu ancak atılan adımların “palyatif” yani geçici çözümlerden öteye geçemediğini vurguladı.
Deprem Gerçeği ve Geciken Önlemler
Türkiye’nin son yıllarda yaşadığı büyük deprem felaketleri, kamu binalarının sağlamlığını bir beka meselesi haline getirdi. Eskişehir özelinde Pamukkale Üniversitesi ile yapılan protokoller kapsamında okullarda testler sürse de sahadaki uygulama hızı velileri ve eğitimcileri tatmin etmiyor. Özellikle merkezdeki okulların yoğunluğu ve bu binaların yaşı, olası bir sarsıntıda büyük riskleri beraberinde getiriyor. Faik Alkan, Öğretmenevi örneğini vererek, yıllarca bekletilen güçlendirme kararlarının yumurta kapıya dayandığında alınmasının mağduriyet yarattığını ifade ediyor.
Eskişehir Öğretmenevi’nin hikayesi, yerel bürokrasinin hantallığını gösteren bir simgeye dönüşmüş durumda. Yıllarca eğitim camiasına hizmet veren bu binanın şu an bahçesinin bile kullanılamaz halde olması, kentin hafızasına ve eğitimcilerin sosyal yaşamına vurulmuş bir sekte olarak görülüyor. Veliler, sadece yıkım veya güçlendirme kararı değil, bu süreçlerin şeffaf ve hızlı yönetilmesini talep ediyor.
İkili Eğitim ve Kalabalık Sınıf Çıkmazı
Depreme dayanıklılık çalışmaları nedeniyle boşaltılan okulların yerine getirilen “okul içerisinde okul” formülü, Eskişehir’in eğitim kalitesini aşağı çekiyor. İkili eğitim sistemi nedeniyle sabahın kör karanlığında yola çıkan veya akşam geç saatte evine dönen öğrenciler, pedagojik açıdan zorlayıcı bir süreçle karşı karşıya. Alkan, sınıf mevcutlarının 40 bandına dayandığını belirterek, bu şartlarda bilimsel ve nitelikli bir eğitimin verilmesinin imkansız olduğunu dile getiriyor.
Bir okulun yıkılıp yeniden yapılması sürecinin en az 5 yıl sürdüğüne dikkat çeken uzmanlar, bu sürenin bir çocuğun ilkokul veya ortaokul hayatının tamamına denk geldiğini hatırlatıyor. Gelecek nesillerin en verimli yıllarının şantiyeye dönmüş veya aşırı kalabalık sınıflarda geçmesi, şehrin sosyo-ekonomik yapısını uzun vadede olumsuz etkileme potansiyeli taşıyor.
Kent Belleği ve İsim Değişiklikleri Tartışması
Eğitimdeki ekonomik dar boğaz, Milli Eğitim bütçesinin yüzde 90’ının personel giderlerine ayrılmasıyla daha da belirginleşiyor. Geriye kalan kısıtlı bütçeyle yatırım yapılamaması, okulları hayırseverlerin bağışlarına muhtaç bırakıyor. Ancak bu durum, Eskişehir’in tarihiyle özdeşleşmiş okul isimlerinin silinmesi tehlikesini doğuruyor.
Gazi Mesleki Teknik Anadolu Lisesi ve Yunus Emre gibi isimlerin bağışçı isimleriyle değiştirilmesi, sadece tabela değişikliği değil, kentin kültürel mirasının silinmesi olarak yorumlanıyor. On binlerce mezun vermiş, şehrin sanayisine ve sosyal dokusuna yön vermiş bu köklü kurumların isimlerinin korunması, eğitim bürokrasisinden beklenen en temel hassasiyetlerden biri olarak öne çıkıyor. Eskişehir halkı, okullarının hem depreme dayanıklı hem de kendi kimliğiyle geleceğe taşınmasını istiyor.






