İhracat Kan Kaybediyor İthalat Dizginlenemiyor
Türkiye ekonomisinin en kritik göstergelerinden biri olan dış ticaret verileri, Mart ayında beklentilerin çok ötesinde bir sarsıntıya işaret etti. TÜİK ve Ticaret Bakanlığı’nın paylaştığı son rakamlar, ekonomik dengelerin ne kadar bıçak sırtında olduğunu bir kez daha kanıtlıyor. Mart ayında ihracat, geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 6,4 oranında gerileyerek 21,9 milyar dolar seviyesine inerken, ithalatın durdurulamaz yükselişi devam etti. Yüzde 8,2 artışla 33,1 milyar dolara ulaşan ithalat rakamları, üretim modelindeki dışa bağımlılığın faturasını ağırlaştırıyor.
Asıl çarpıcı olan ise dış ticaret açığındaki devasa sıçrama. Geçen yıl 7,2 milyar dolar seviyesinde olan açık, bu yılın Mart ayında yüzde 56 gibi korkutucu bir artışla 11,2 milyar dolara fırladı. Bu tablo, sadece bir rakam yığını değil; döviz üzerindeki baskının artacağı, enflasyonist sürecin derinleşeceği ve vatandaşın alım gücünün daha fazla sınanacağı bir dönemin habercisidir. İhracatın ithalatı karşılama oranının yüzde 76,5’ten yüzde 66,1’e gerilemesi, ekonominin kendi kendine yetebilme kapasitesindeki ciddi aşınmayı gözler önüne seriyor.
Yapısal Kriz Kapıda: Enerji ve Altın Bahane Değil
Genellikle dış ticaret açığının ana sorumlusu olarak gösterilen enerji ve altın kalemleri çıkarıldığında bile manzara pek iç açıcı değil. Çekirdek dış ticaret verileri incelendiğinde, enerji ve altın hariç tutulsa dahi 5,4 milyar dolarlık bir açıkla karşı karşıyayız. Bu durum, Türkiye’nin üretim yapısının ithal ara malına olan göbekten bağımlılığını teyit ediyor. İhracatta imalat sanayisinin payı yüzde 93,7 gibi yüksek bir oranda görünse de, bu üretimin içindeki yüksek teknoloji payının sadece yüzde 3,5’te çakılı kalması asıl büyük tehlikedir. Dünya teknoloji devrimini yaşarken, bizim düşük ve orta teknolojili ürünlerle küresel rekabette tutunmaya çalışmamız stratejik bir tıkanıklığın resmidir.
Çin Kıskacı ve Avrupa Pazarı: Nereye Gidiyoruz?
İhracat pazarlarımızda Almanya 1,8 milyar dolarla liderliğini koruyor ancak Avrupa’daki ekonomik durgunluk ihracatçımızın elini zayıflatıyor. Öte yandan ithalat tarafında Çin hegemonyası tüm hızıyla sürüyor. Mart ayında Çin’den yapılan 4,7 milyar dolarlık ithalat, üretim sahalarımızın ve tüketim alışkanlıklarımızın Uzak Doğu’ya ne kadar bağımlı hale geldiğinin kanıtı. Rusya ve Almanya gibi ülkelerden yapılan yüksek montanlı ithalatlar, cari açığın kapanmasının kısa vadede ne kadar güç olduğunu gösteriyor.
Ocak-Mart dönemine yayılan 28,6 milyar dolarlık toplam dış ticaret açığı, 2026 yılının geri kalanı için oldukça sert geçecek bir ekonomik iklimi müjdeliyor. İhracatın ithalatı karşılama oranının her geçen ay erimesi, sanayiciden esnafa, beyaz yakalıdan emekliye kadar her kesimin maliyet artışlarına hazırlıklı olması gerektiğini gösteriyor. Eğer yüksek teknolojiye geçiş ve ithal ara malı bağımlılığını kıracak radikal hamleler gelmezse, bu makasın daha da açılması kaçınılmaz görünüyor.






